RKBT 4. Gün || Sadece Seni Sevdiğimi Söylemek İçin Aramıştım-Eda Tuzcalı || Yazar Söyleşisi


Turun son gününden herkese merhaba :)
Keyifli bir söyleşiyle geldim efendim, umarım merak ettiklerinizi sormuşumdur :)
Hemen şunu belirteyim: Ta, aylar öncesinde, roman inceleme için yayınevlerine gittiğinde almıştım bu söyleşinin sözünü. Böyle sözünü aldığım bir söyleşim daha var o da yakında :)
Dip notumu ekledim madem hadi sorulara geçelim :)

  • Öncelikle söyleşi için çok teşekkür ederiz. Eda Tuzcalı kimdir? Biz biliyoruz da söyleşiyi okuyanlar için biraz kendinden bahseder misin? 
Eda Tuzcalı her zaman uçlarda yaşayan, dışarıdan bakıldığında oldukça burnu havada görünen ancak sıcakkanlı, üç muhteşem çocuk annesi, özel bir yazılım şirketinde yönetici asistanlığı yapan muhteşem bir kadındır. İnsanların kendini övmesi megalomanlık olarak adledilir ancak ben yalan söylemeye karşıyımdır. Başarılı olmak adına çok çalışan ve aklına koyduğunu yapabilen insanlar muhteşem insanlardır ve ben de onlardan biriyim.

  • 3 çocuğa sahip genç bir anne olmak nasıl bir his evvela onu sorayım Ki kitap da Ece'ye ithaf edildi.

Çoğu zaman insanların “Aaa üç çocuk mu? Hiç göstermiyorsun!” tepkileriyle karşılaşıyorum. Genç anne oldum, birbirinden harika evlatlar doğurdum, yetiştirdim, yetiştirmeye devam ediyorum. Allah herkese benimkiler gibi evlatlar nasip etsin. Muhteşem bir duygu… Kızım Ece, evde en az benim kadar hak sahibi biri. Yaşı küçük ancak sorumluluk sahibi bir genç kız. Beni hiç üzmez. Mükemmel bir kızdır. Kitabı ona ithaf etmemden doğalı olamazdı sanırım. Ama elbette gelecek kitaplar sırayla oğullarıma adanacak…

  • Peki senin için yazma süreci nasıl gelişti? Ne sebep oldu oturup kurgu yazmana?

Açıkçası iki oğlumun arka arkaya doğuşu beni psikolojik ve fiziki anlamda çökertmişti. Tüm gün evde biri yeni yürümeye başlamış diğeri daha dünyaya gözlerini yeni açmış iki bebeğin yanında daha ikinci sınıfa geçmiş bir kız çocuğu düşünün. Gündüzlerim hayalet gibi onların peşinde geçiyordu. Geceleri ise kendime bir dünya yarattım ve fanfictionların peşine düştüm. Okudukça okudum. Sonra ben de becerebilirim dedim ve ilk hikâyemi yazmaya başladım. (Utanç verici derecede kötü) O dönemde bana destek olan isim Yaşanur olmuştu. Birlikte yazıyor ve yayınlıyorduk. Harry Potter fan sitesi Hortkuluk avcısında takıldık ve kendimize okurlar edindik. Şu an çevremde olan bir çok dostumla orda tanıştık.

  • Sude ve Mert'in peri masalının başlangıcındaki ilhamı okuyucularınla paylaşır mısın lütfen? Çünkü biliyorum ki çok hoş bir hikâyesi var. Hem Selenay'ın da kulaklarını çınlatmış oluruz. 

Kitabın teşekkür kısmında buna ucundan değinmiş olabilirim. Ama merak edenler için açıklayayım. Sude ve Mert’in hikâyesi bana doğum günümde hediye olarak geldi. Birkaç yıl önce doğum günlerimde yazma yeteneğine sahip insanlardan (yakın arkadaşlarımın arasındaki) hediye olarak beni mutlu edecek kısa hikâyeler yazmalarını istemiştim. Bu bir adet oldu ve yazdığım birçok kurguyu arkadaşlarıma hediye olarak yazdım. Tabi bu süreçte onlarca birbirinden güzel hediye de aldım. İşte Sude ve Mert de 2012 Kasımında sevgili Selenay Kaya’nın bana hediyesiydi. Aslında 10 sayfadan oluşan bu kısacık kurgu o kadar içime oturdu ki ara sıra kendimi yeni bir telefon konuşması karalarken buluyordum. 2013 Nisan ayında Selenay’dan bu kurguyu hayata geçirmek için izin istedim ve sağ olsun hediyenin bana ait olduğumu ve istediğimi yapabileceğimi söyledi. 10 word sayfasından 412 sayfalık bir kitap çıkardık.

  • Sadece Seni Sevdiğimi Söylemek İçin Aramıştım'ın yazım sürecinden bahsedelim biraz da. Ne kadar sürdü toplamda kurgunun yazım aşaması?

Ssssia (yazar bile ismini yazmaya üşenirse…)nın tamamlanması aslında bir yılı buldu diyebilirim. Final tam bir yıl sonra yazıldı. Ama şöyle ki bu süre içinden elimden geçirdiğim ameliyat sonucu yaklaşık üç ay zaten hiç yazamadım. İş yoğunluğum nedeniyle yazamadığım iki ayı unutmamak gerek. Onun dışında bu süreçte iki kurguya daha başladım ve bir kitabın yarısı olacak şekilde onları yazdım. Aslında kitap altı aydan kısa sürede bitmiş sayılır…

  • Gelelim yan karakterlere Birbirinden renkli yan karakterlerle süslenmişti kitap. Her birinin birer ilhamı olduğunu biliyorum. Biraz paylaşır mısın?
Çevrenizde muhteşem insanlarla örülmüş bir arkadaşlık ağı varsa zaten etkilenmemeniz imkânsız. Ceylin, Hakan, Ela, Deniz, Miray, Pınar hepsi tanıdığım insanlar. Hepsi birbirinden değerli insanlar. Emin olun hepsi de kitaptaki gibiler. Ceylin nasıl heyecanlanınca çişi geliyorsa ilham aldığım arkadaşım da öyle. Hakan bir o kadar mükemmel, Ela tıpkı kitaptaki gibi sürekli iki ayrı evrende yaşıyormuş gibi dolaşıyor. Deniz sert kuralları olan biri olsa da aslında çok eğlencelidir. Hani her grubun bir trolü olur ya, bizimki de Deniz. Ceylin ve Hakan gerçek hayatta elbette ikiz değiller. Hatta tıpkı romandaki gibi siyah ve beyaz gibiler. Birbirlerine nasıl ikizcan dediklerini hala anlayamamış olsak da böyle hitap ettikleri gibi bir gerçek var. Onları ikiz yazmasam olmazdı. Bence tek ortak noktaları ne kadar harika olduklarını düşünmeleri... Kitaptaki birçok sahnede onların gerçek tepkilerini kullandım diyebiliriz. Onların önüne yazacağım sahneyi koyuyorum ve keyifle cevaplarımı alıyorum. İnsanlara gerçek dışı gelse de böyle arkadaşlıklar ve dostluklar gerçekten var.

  • Peki kitaptaki şarkılar diyelim mi biraz da? Alıntılandıkları yerlere çok uygun birbirinden güzel parçalar seçmişsin. Hemen şunu sorayım: Şarkıya göre sahne mi yazdın yoksa sahneye göre şarkı mı seçtin?

Şarkılar benim olmazsa olmazım. Dinlerken yazarım, bazen bir şarkı hikayenin ana kurgusunu verir, bazen gözümün önüne bir sahne getirir. Kullandığım şarkılar sahnelerle bütünleşik gibi duruyor evet. İkisi birden diyebilirim. Şarkı bana sahneyi veriyor ben de ona ayak uydurarak yazıyorum. Ortaya bence muhteşem bir şey çıkıyor.

  • Kitabın basım sürecinden bahsetmek istiyorum. Gerçi ben soruların cevaplarını biliyorum ama okuyucularınla da paylaşalım Nasıl bir süreç oldu bu Eda Tuzcalı için? Yani yazdıklarını internette paylaşırken ne oldu da kitaplaştırmaya karar verdin? Ve bu süreçte seni en çok mutlu eden şeyle en çok zorlayan şey ne oldu?

Bu işe ilk başladığım anda bir gün iyi bir yere geleceğimi ve kitaplaşacağını iyi bir ‘edebiyatçı’ olmayı hedefledim. Her zaman kendimi geliştirmek önceliğim oldu. Çeşitli sitelerde yazdıklarımı yayınladım. Hiçbir zaman çok fazla okurum olmuyordu ancak ben diğerleriyle (internet yazarları) aramdaki farkı ayırt edebiliyordum. Gittikçe kendimi geliştirdiğimin de farkındaydım. Asla ben oldum demiyorum ama artık bir yerlerden başlamamın zamanı gelmişti. Dürüst olacağına inandığım bir arkadaşıma taslağı yolladım ve düşüncelerini sordum. Eksikliklerim olduğunu ancak hemen bir yayıneviyle görüşmem gerektiğini söylediğinde bekleyecek ya da kaybedecek bir şeyim olmadığına karar verdim. Aldığım ilk olumlu dönüşte havalara uçmuştum. Ancak ben iyice tarttım. Bir sürü yayıneviyle görüştüm. Tek bir yayınevi dışında hepsi kitabımı basmak istedi. Bu mutluluk vericiydi.

  • Ve benim en çok merak ettiğim şey: Ceylin ve Kaan kurgusu okuyacak mı okuyucuların? Böyle bir planın var mı? Çünkü Allah var Kaan'ın süründüğünü görmeyi çok istiyorum 

Kaan ile Ceylin kurgusu mu? Neden olmasın. Kitabın finalini okuyanlar zaten bu beklentinin içine girecekler. Kaan ile Ceylin ne yapacak? Hakan’ı biri dize getirebilecek mi? Batu ne yapacak? Bu soruların cevapları henüz verilmedi. İkinci ya da üçüncü kitap olur mu? Bunu okurlar belirleyecek. Yazmaktan keyif aldığım karakterler üzerine neden yazmayayım? Ama şuan onlar adına yazdığım bir şey yok…

  • Diğer projeler diyelim hemen Şu sıra ne yazıyorsun?

Şu an devam ettirdiğim tam üç kurgu var. İkisinin birkaç bölümünü internette paylaşmıştım hali hazırda. Ama sıralama dersen ilk olarak psikolojik gerilim, ikinci olarak romantik bir macera ve son olarak sürpriz olmasını düşündüğüm bir kurgu var. Ben aşk romanı yazarı olarak anılmayı hiç düşünmedim. Yetenekliyim ve becerebileceğim her alanda kendimi göstermek istiyorum. Bakalım. İkinci üçüncü kitaplar beni yalancı çıkarmaz umarım.

  • Kitap kapağı demezsem çatlarım. O aşamadaki heyecanını da paylaşır mısın bizlerle?

Ah o kapak resmen bir delirmeydi. Yayınevi bana görsel sorduğunda bir sürü görsel topladım. Aklımda nasıl bir şey olacağı yoktu. Ama kesinlikle yüzü gözü belli olan, okurun hayal gücüne ket vuran bir şey istemiyordum. Yayınevi ilk önerisiyle bana geldiğinde dehşete düştüm. Kesinlikle istediğimden uzak bir kapaktı. Bu noktada kahramanım Selenay Kaya devreye girdi ve ona yolladığım bir görseli diğerleriyle kolajlayıp harika bir tema oluşturdu. Tam istediğim gibiydi. Sonrası yayınevinin arka planı değiştirmesiyle kapağımız bu noktaya geldi. Bence muhteşem oldu. Kapak da kitabın içi kadar dolu…

  • Son olarak okuyucularına ne söylemek istersin?





4 yorum :

  1. Gerçekten eğlenceli bir söyleşi olmuş. Zevkle okudum. :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok sevindim :) ben de yaparken çok keyif aldım :)

      Sil
  2. ahh bugün bitirdim ve hemen sana mesaj atacaktım ama sonra dedim bi söyleşiyi okuyayım :D Ben de Kaan'ın sürünmesini bekliyor , istiyor , umut ediyor ...

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI