RKBT 4. Gün || Kimliksiz-Selvi Atıcı || Yazar Söyleşisi



    Turumuzun dördüncü gününden herkese selamlar. Yeni bir yazar söyleşisiyle daha geldik :)
    Kimliksiz vasıtasıyla Selvi Atıcı'yla keyifli bir sohbet yapma şansı bulduk. Umarım daha sonra daha uzun kaynatma fırsatı buluruz :) 
    Hemen sorularla ve yazarımızın yanıtlarıyla baş başa bırakıyorum sizi.
  • Öncelikle bizi kırmayıp vakit ayırdığın  için çok teşekkür ediyorum. Hemen klişeleşmiş sorumla başlayayım: Selvi Atıcı kimdir? Nasıl bir kadındır, neler yapmaktan hoşlanır?

Ben teşekkür ederim Becerebilirsem anlatayım… Otuz yaşında (Bunu hala kabullenemedim), evli,iki
kız annesi, altı köpeği, kazları, ördekleri, kuşları ve ev hanımı olarak her gün yoğun bir temposu olan biri İnsanları, hayvanları, dünya üzerinde bulunan her şeyi seviyorum. Dünyaya pembe gözlüklerle bakmasam da her şeyin iyi yönünü görmeye çalışırım. Ama çoğunlukla gerçekliğin farkında olurum. Sakin biriyim, ama benim de patlama noktalarım oluyor ve o zaman da tabak çanakla sirtaki yapıyorum Aileye ve dostluklara önem veririm. Her ne kadar bitirdiğimde bir şeye benzetemesemde küçük şeyler tasarlamayı seviyorum. Mesela son yaptığım; su bidonundan süslü bir çöp kovasıydı. Zaman buldukça bu tür şeylerle de uğraşıyorum. Kitap okuyorum, yazıyorum. Yeni yeni dizi kültürü edindim. Film izlemeyi ve müzik dinlemeyi de seviyorum.


  • Ne oldu da yazmaya karar verdin? Ve ilk kaleme aldığın kurgun hangisiydi?


Ben günlük tutuyordum. Çocukluğumdan beri tutarım ve kutularla günlüklerim vardır. Alacakaranlık kitabında Edward’ın düşüncelerini okuyamadığım için çok sinirlenip, günlüğüme şikâyet etmiş ve birkaç şey karalamıştım. Midnight Sun kitabından da haberim yoktu. Teknolojiyle de aram yoktur aslında, ama sırf kitabı araştırmak için girdim nete ve araştırmaya başladım. Google amca sağ olsun Bir forumda( Twilightfan.net) Gece yarısı güneşinin yazılmış kısmını ve sonrasında bölüm bölüm devamını buldum. Açıkçası Stephenie Meyer’ın yayınlanmışlarını Tubam’ın (Tuba Özkat) çeviriyor sanıyordum. Meğer kendisi yazıyormuş Yazısına bayıldım, çok özendim ve ondan da cesaret aldım açıkçası. Ve forumda yayınlamaya başladım. Ama özgün olarak ilk kurgum Neden hikaâyesidir. Ve sonra da arkası geldi.


  • Yazmak hayatının neresinde yer alıyor peki?

Tam orta yerinde Günlük tutmayı bıraktım, ama düzenli olarak yazıyorum. Yazamadığımda rahatsız oluyorum. Bu benim için bir nevi terapi gibi. Daha önce örgü örüyordum. Bir şeyler çıkarmak, ortaya bir şey koymak hoşuma gidiyor… Ama yazmak bambaşka bir şey! Tamamen hayal dünyası, bana ait olan, benim dünyam… Ne yazarsam yazayım belki paylaşabilirim, ama aslında içinde Selvi’nin de olmadığı, sadece karakterlerin bulunduğu farklı farklı dünyalara kaçış ve uğrak yeri. Onlar oynuyor ben izliyorum. Yazmayı seviyorum ve umarım devam edebilirim.


  • Umarım edersin :) Benim Selvi Atıcı tanışıklığım bahsettiğin forumda bulduğum e-booklar vasıtasıyla oldu. Ve hemen belirteyim bulduğum tüm e-bookları bir solukta okudum. 'İnternet yazarı' deyip seni sınırlandırmak istemiyorum; çünkü çok daha fazlasısın. Yine de bu süreci de senin açından merak ediyorum. Biraz bahsetmek ister misin?

Çok teşekkür ederim, her zaman olduğu gibi yanaklarım yanmaya başladı. Aslında sıcak, samimi arkadaşlıklar kurduğumuz ve sağlam dostlar kazandığım forumda yazmaya ara verdikten sonra – çünkü gerçekten çoğu zaman vakit sıkıntısı çekiyorum- yazdıklarımı paylaşmayı düşünmüyordum. Çünkü ben her şeyden önce kendim için yazıyorum. Benim için hayattan çaldığım bir zaman dilimi yazmak, kendimi şımartma anlarım. Sadece dostlarıma gönderiyordum yazdıklarımı ve sonrasında Tubam benim utangaçlığımı kırıp, kitap sayfalarında yazılarımı pdf olarak yayınladı ve sonrasında facebook ortamında bir okur sayfasıyla kendi okur kitlemizi yaratmış olduk. Okurlar diyemiyorum aslında çok sıcak ve samimi bir ortam olduğu için kardeşlerim, arkadaşlarım oluyorlar kısa süre sonra ve onların da ilgisi, yorumları ile kitap çıkarma serüveni daha hevesli, daha gerçekçi oldu. Bir cesaret adım attık ve Müptela Yayınları’nın da bana bir şans vermesiyle de işte bu noktadayız. Yanımda olup, destekleyen herkese buradan da teşekkür ediyorum.


  • Umarım diğer taslaklarından uzun uzun bahsedeceğimiz fırsatlarımız olur. Ama önceliğimizi Kimliksiz'e verelim. Kimliksiz'in yazım süreci ve ilhamını merak ediyorum. Nasıl çıktı Kimliksiz ortaya?

Umarım, canım Gerçekten çok isterim. Kimliksiz’e gelirsek… Tuba bir gün, ‘Çok sıkıldım, okuyacak kitap kalmadı bana karakter yarat’ dedi. Ve ortaya Deryal çıktı. Ben yazdım, Özlem ve Tuba’ya gönderdim. Onlar bölümleri okudukça ve heyecanla tepkilerini dile getirdikçe, deyim yerindeyse gaza geldim Yazdım da yazdım. Kimi zaman eleştirileri ve ‘cık cık’larına maruz kaldım ve o kısımları düzeltip yazmamış gibi davrandım Ve bu dört yıl önceydi. MSN vardı o zamanlar ve gerçekten çok eğlenceli bir süreçti. Ama yazarken Kimliksiz ile baş başaydım. Kulağımda kulaklıklarım. Dünya, benim ve karakterlerimin dışında kalmış… Onlar oynuyor ben izliyorum. Kızıyorum, gülüyorum, öfkeleniyorum. Onları yaşıyorum. Güzel ve keyifli bir süreçti.


  • Kitap ismini Kimliksiz'den yani Deryal'den alıyor. Peki Deryal'i yazarından dinlersek ne anlatırsın bize?

Güzel bir soru Deryal’i kitap olarak kaleme dökmek keyifliydi, ama yazarı olarak tanımlamak nasıl olacak hiç denememiştim. Öncelikle Deryal, kendi hikâyesine kendisi yön veren bir karakterdi. Belki doğru tanımlayamıyor olabilirim, ama durum gerçekten bu! Her karakterimi yaşarım, ama Deryal daha çok kendi hikâyesini yazmama izin verdi diyebilirim. O, yanlışın içinden gelmiş, yanlış bir adam. Aslına bakıldığında sevilecek çok bir tarafı yok. Çocukluğunda yaşadığı zor anlar, travmalar, bir çocuğun yaşamaması gereken her şeyi yaşamış ve yaşaması gereken hiçbir şeyi yaşayamamış kocaman bir çocuk. Beyni farklı işleyen, insan sevmeyen, sevmeye de gerek duymayan bir adam. Aslında dünya da onun gözünde sevilecek ve yaşanacak bir yer değil, ama yaşıyorsa ve hayat da ona acımasızca bazı şeyleri tecrübe etmeye zorladıysa o da dünyaya ve insanlara karşı aynı şekilde karşılık veren bir adam. Acımasız, öfke kontrollerinde sorunlar yaşayan ve hâkimiyetini çoğu zaman elinde tutamayan tehlikeli ve hareketli yaşamı olan bir adam. Hayatına aşık olabileceği bir Burcu girene kadar… Burcu, hayatına dâhil olduğunda Deryal yeni ve parlak bir oyuncak bulmuş gibi ilgisini onun üzerinden alamayan, ama zamanla bunun daha fazlasını olduğunu fark ederek afallayan bir adam. Ve Deryal’in değişim süreci de burada başlıyor, çünkü kendi karanlığında Burcu’nun masumiyeti çok fazla parlıyor.. Karanlık ve masumiyet çakıştığında Deryal her şeyiyle değişmeye çalışıyor. İçinde biriktirdiği tüm sevgiyi de ona verebilecek kadar da cesur olabiliyor. Ve bu o kadar büyük bir sevgi ki, sağ gözü de sol gözünü Burcu’dan kıskanıyor. Yine de bir yer var ki, ben buna ‘O olay’ diyeyim. Masumiyetine körü körüne inandığı ve kendini kimseye açmamaya yemin ettiği halde ruhunu açtığı,
o kadar çok sevdiği Burcu’suna bile büyük bir yanlış yapabilecek kadar dizginlenemez bir adam. Kitapta, yazarı olarak Deryal’den nefret ettiğim, ondan soğuduğum ve öfkelendiğim bir olay. Her ne kadar hatasını ve burnundan kıl aldırmayan bir adam olarak beynindeki hasarlı noktayı düzeltmeye çalışsa da, muhtemelen feministlerin de öfkesini üzerine çekecek. Ama artık orasını Deryal düşünsün… Ben onları hayal baloncuğumun içinde bıraktım.


  • Kitapta daha evvel okuyanlara sürpriz bölümler ilave edilmiş. Kendi açımdan çok beğenerek okudum. Kimin fikriydi önce onu bir sorayım. Ve yeri gelmişken bir de basım sürecinden bahsedelim. Senin açından nasıl bir süreçti?

Daha önce de söylediğim gibi kendi kendime yazdığım için çok amatörce bir yazıydı. Kitap olma gibi bir düşüncem hiç yoktu. Ama böyle bir düşünce aklımıza yerleştiğinde kitabın da gerçekten elden geçirilmesi ve düzeltilmeye ihtiyacı vardı. Deryal’in de bazı sürprizlere ihtiyacı vardı Bunun için arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Basım süreci çok uzun olmayan, ama bana bir ömür gibi gelen heyecanlı, kalbimi yerinde tutmakta zorlandığım oldukça keyifli bir süreçti. Titizlikle çalışan yayınevimiz Müptela Yayınları’na da teşekkür ederim.


  • Son olarak okuyucularına ne söylemek istersin?

Okuyucu arkadaşlarım Onları çok seviyorum. Her birinin elini omzumda hissediyorum. Bazen o kadar sıcak, samimi ve içten sözler söylüyorlar ki… Beni kendimi göremediğim o mertebede gördükleri için onlara da kocaman bir teşekkür borçluyum.




Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI