Gece Geçen Gemiler- Beatrice Harraden || Kitap Yorumu

Eser Adı: Gece Geçen Gemiler
Yazar adı :Beatrice Harraden
Orijinal adı : Ships That Pass in the Night
Çevirmen Adı : Nil Çelebi
Yayınevi : Altın Bilek Yayınları 
Türü : Edebiyat, Aşk
Basım Tarihi: Nisan 2014 
Sayfa Sayısı: 158
ARKA KAPAK
Zihninizin derinliklerinde biriken umutsuzluğu, bir yaşama amacına nasıl dönüştürürsünüz?
Bernardine…
Yüreğine savrulan gözyaşlarının boğuculuğuna direnen Bernardine…
Umudunu, yaşama dair her şeyini savaşa kurban edecek olan ve yaşam savaşına, tepesinden cennete baktığı bir hastanenin bahçesinde, karanlık koridorlarında, müşahede odalarında devam edecek olan Bernardine…
Tepeden gördüğü körfeze gelen gemilerde umudunu, yaşamının geri kalanını bulmayı ümitle bekleyen, bekledikçe içinde büyüyen hastalığın, kurtuluşunun tek yolu olduğunu bilen Bernardine…
Bernardine sizi duygular arasında bir serüvene ve umudun gücünü hissetmeye davet ediyor…
Bu kitabı asla unutmayacaksınız…
“Kalbinizi esir alacak sıra dışı bir aşk hikâyesi...”
Boston Globe
“Okurken, yanınızda sarılacağınız biri olmasını arzu edeceğiniz kadar gerçek bir dram; derin bir aşkın tanığı olamaya hazır mısınız?”
Melissa McMagreth – The Shire Magazine
“Ruh, pişmanlığın farkına vardığında ne olur?.. Yaşamın bu denli büyük bir umutsuzlukla sınanmasından doğan bir büyü var bu kitapta… Ve büyücü bize hep aynı şeyi fısıldıyor: Umudunuza sahip çıkın.”
Roth Camnridge – London Reviewer of Literature
Dün gece başlayıp bugün sabah bitirdim Gece Geçen Gemiler'i... Yorumdan önce bir parça kendime gelmem gerekti; zira kitap beni çok etkiledi.

Daha kitabın tanıtım bültenini okur okumaz okuma listeme dahil etmiştim. Arka kapağı süsleyen 
“Ruh, pişmanlığın farkına vardığında ne olur?.. Yaşamın bu denli büyük bir umutsuzlukla sınanmasından doğan bir büyü var bu kitapta… Ve büyücü bize hep aynı şeyi fısıldıyor: Umudunuza sahip çıkın.”
ifadesi o denli yerinde bir tespit ki canı gönülden katılıyorum bu tespiti yapana. Şu dakika olmuş hem kitap hakkında söyleyecek bir dünya lafım var hem de hangi kelimelerle söylesem bilemiyorum. Önce konusundan bahsedeyim isterseniz:
Bernardine verem teşhisi konunca dinlenmek ve temiz hava almak için İsviçre'de Petershof isimli bir kasabaya gider. Genelde veremli hastaların tercih ettiği bu yerde Bernardine'i beklemediği keşiflerle dolu bir süreç beklemektedir.
Yirmi altı yıllık ömrü boyunca hep içine kapanık, yalnız bir karakter olmuş Bernardine. Gülümsemeyi bile bilmeyen bir çocuktan mecbur kalmadıkça gülümsemeyen bir kadına dönüşmüş. Verem teşhisi konduğu zamanı hayatının en verimli zamanı olarak adlandırıyor karakterimiz. Hep arzuladığı kitabını yazmaya niyetlendiğini bir dönem. Ama ne yazık ki hastalıkla beraber planları da kendisi gibi askıya alınıyor. 
Petershof'a geldiği ilk gün orada bulunanlar tarafından Huysuz Adam diye adlandırılan Robert Allitsen ile tuhaf bir tanışmaları olur ve o andan sonra bu huysuz adamla garip bir arkadaşlık filizlenir aralarında. 

Hem hastalığın hem de öyle bir yerde bir nevi tecrit hayatının getirisi olarak giriştikleri sorgulamalar bu iki insana da pek çok şey öğretir. İnsanın yaradılışı üzerine giriştikleri felsefi sayılabilecek sohbetler kitabı edebi yönden zenginleştirirken okuyanı da kendi sorgulaması için cesaretlendiriyor. Diğer yandan kendini yalnızlığının içine gömmüş bir kadınla ruhunu alaycılığının ve huysuzluğunun ardına gömmüş bir adamın dostlukla başlayan, sessizce filizlenen aşkını okuyorsunuz. Ve son sayfaya kadar yazarın öyküyü nerede sonlandıracağını kestiremiyorsunuz. 

Bu kısımda SPOİLER var, konuşmazsam içimde kalacak :) 
Kitap çok güzel tespitler yapıyor insanın doğasıyla ilgili o yüzden 158 sayfa olmasına rağmen pek çok alıntı işaretledim. Ama bir yer vardı ki... 
Bernardine'nin Petershof'dan ayrıldığı gün Huysuz Adam'ın kaleme aldığı ama sahibine hiç ulaşamamış bir mektup var ki inanın bana her satırını işaretlemek istedim. O kadar huysuz bir adamdan o cümleleri duymak beni hem şaşırttı hem de kurgudaki aşka inancımı tazeledi. 
İşte size o mektuptan beni en çok etkileyen satırlar:
Gerçekten gittiğine inanamadım.

...
Böyle bir zaman hiç olmayacak gibiydi. Başkalarına göre çok kötü şeyler yaşadım, fakat bu en kötü olanı. Benim isteğim ve iradem dışında hayatıma bir ihtiyaçmış gibi, gizlice girdin ve şimdi sana dair olan umutlarımdan vazgeçmek zorundayım.
...
Şimdi geri dönüp baktığımda kendime engel olmadığım için üzülmüyorum. En azından daha önce bilmediğim bir şeyi biliyorum: Aşkın, insana bir başkasının asla veremeyeceği bir değer kattığını söylediklerinde ne demek istediklerini şimdi anlıyorum.
...
Tüm hayatım boyunca seni bekledim ve tüm kalbimi sana vermiş bulunmaktayım. Bunu bilseydin artık kendini yalnız hissetmezdin. Eğer şu zamana dek gerçekten çok sevilen biri varsa o sensin sevgilim.
...
Bu yazdığım ilk aşk mektubu ve aşka dair her söz aşkın tüm dünyasıdır. Hayatıma artık bir hataymış gibi bakmıyorum.
Ve o son... Allah'ım öyle dokundu ki...
Hayatta hiçbir şeyin ertelenmemesi gerektiğini bir kez daha vurucu bir şekilde hatırlatmıştı yazar. 
SPOİLER BİTTİ :)

Görüldüğü üzere kitabın yabancı kapaklarının hepsi birbirinden kötü :) Yayınevi iyi ki bunlardan birini kullanmamış kalbime inebilirdi çünkü :) Diğer yandan bizdeki baskısının kapağına ilk gördüğümde bile bayılmış olmama rağmen kitabı okuyunca 'Ne alaka?' demeden edemedim... 
Dediğim gibi başarılı ama konuyla alakalı değil.
Altın Bilek'in son birkaç kitabında renkli iç kapaklar var onu da duyurayım hemen :) Çok ciciler ve iyi düşünülmüşler. Bu kitapta lila rengiydi, kapaktaki kitap isminin yazıldığı renkte...

Veee dikkati kupaya çekmeliyim sanırım :) Kitap kapağının renklendirdiği şirin mi şirin bir kupa geldi kitapla birlikte, o kadar beğendim ki anlatamam :) Genelde görseller konusunda tembelim malumunuz ama bu kez dayanamadım paylaşmak istedim. Görmemişin bi kupası olmuş göstermese olur mu hiç :) 
Bu kitap turlandı malumunuz o yüzden alıntı postu yazmayacağım :)
Son olarak kitabı eleştirebileceğim tek noktaya gelirsek: Redaksiyon! Açılıp kapatılmayan diyaloglar, ya da tam tersi; unutulan birkaç kelime, vs. vardı. Umuyorum kitabın diğer baskılarında dikkatli bir son okumayla bu eksik de giderilir. Ben kitabı o kadar beğenmiştim ki dokuz verecektim; ama redaksiyon yüzünden puan kırdım. Kitaba puanım 8...
Keyifli okumalarınız olsun :)



10 yorum :

  1. Altın Bilek çok güzel bir yükselişte maşallah :) Kitabın konusunu ve özellikle kupayı çok beğendim, güzel kitaplara güzel kahveler ve çaylarla eşlik etsin :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kupaya ben de bayıldım :) Zaten ilk sana söyledim ya görmemiş gibi :D ahahahh :)
      Bu benim okuduğum en iyi Altın Bilek kitabıydı diyebilirim, o kadar beğendim yani :)

      Sil
  2. Kitabın kapağına da kupaya da bayıldım...önümüzdeki hafta sonu bu kitaba da bakayım bari fuarda, of ya ne çok kitap var okunacak...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okunacaklar hiç bitmiyor :) Durmadan yeni bir şeyler çıkıp duruyo, yazık bize valla :) Yalnız fuarda beklenen indirim yine yokmuş :/

      Sil
    2. Kesinlikle...internet fiyatları çok daha uygun...o yüzden listemdeki çoğu kitabı almadım.internetten almak daha mantıklı geldi :)

      Sil
    3. Bilmukabele :) Şu an İdefix'de bahar indirimi var, D&R de öyle...
      Fuarda Martı, Nemesis ve Arkadya standlarında güzel indirimler varmış. 10'ar tl'ymiş kitaplar. Diğer standlar %25 ancak indirim yapıyorlarmış.

      Sil
    4. Ooo iyiymiş...çarşamba gittiğimde onlara bakayım o zaman :)

      Sil
    5. @Kitap Meltemi gitti de oradan biliyorum :)
      Valla bu üç yayınevini değerlendirin derim :) Eğer bu kitabı da merak ediyorsan İdefix de %40 indirimde olması lazım Altın Bilek Kitaplarının bir bak derim :)

      Sil
    6. Çarşamba gezeyim, beğenmezsem indirimleri idefixe dadanırım artık :)

      Sil
    7. Tamam :) Senin alışveriş ve fuar postunu merakla bekliyorum :D

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI