Bir Daha Yüzümü Görmeyeceksin-Seda Özay || Kitap Yorumu

Kitabın Yazarı: Seda Özay
Yayınevi: Önce Kitap

Kitap Türü: Deneme

Yayınlandığı Yıl: 2011
Sayfa Sayısı: 184
ARKA KAPAK
Şarkılar ona bir başka!
Seda Özay, şarkı sözlerinde kaybolan bir yazar.
Bazen bir anda döktü sözcüklerini ortaya, kendimizi toplayamadık.
Bazen günleri geçti kelimelerin, duyguların, notaların arasında…
Her durumda şarkılar bahane oldu, hüzün oldu, ayrılık oldu, aşk oldu, hayat oldu:
Ve şarkılardan yazılanlar bir araya gelip kitap oldu.
Her yazının altından melodiler duyacaksınız okurken,
belki de çok sevdiğiniz bir şarkıcının feryadını… Şaşırmayın!
Okuma süreci uzun süren bir kitap oldu Seda Özay'ın  Bir Daha Yüzümü Görmeyeceksin'i. Kitabın ufak ufak denemelerden oluştuğunu biliyordum; o yüzden geçen dönem son sınavlarıma gidip gelirken yol arkadaşı oldu bana. Sonra kitabın ortalarına falan geldiğimde aşk üzerine tek kelimeye tahammül edemeyeceğim bir sürece girince kapatılıp bir kenara konuldu kitapcağız :) Ama okuduğum kadarını beğendiğimden göz önünden ayırmadım kitabı. Bir de altını çizdiğim cümleler bir yere yazılacaktı. Haliyle geçen hafta tekrardan elime aldım kitabı ve ders aralarında ufak ufak okuyuverdim.

Bir kere hemen şunu söyleyeyim: Eğer Ahmet Batman kitaplarına bayılmıştım ben diyorsanız, bu kitap çok daha başarılı kesin seversiniz. Alıp okuyun... Yok benim gibi bu türe biraz daha şüpheci yaklaşıyorsanız yine de bu kitaba bir şans verin derim. Yazarın cümleleri son derece akıcı ve vurucuydu. Konuda bütünlüğü yazı boyunca koruyuşunu da ayrı taktir ettim. Ağdalı bir tarzı olduğunun hakkını verince acaba ondan bir roman okumak nasıl olurdu diye düşündüm ki kendisinin ikinci kitabı tam da bu isteğimin vücut bulmuş haliymiş :) Kitaba denk gelirsem okumayı düşünüyorum. Merak edenler için ismi Benzemez Kimse Sana...

Neyse efendim lafı çok dağıttım farkındayım :) Bir Daha Yüzümü Görmeyeceksin'e dönecek olursam... Her yazısına farklı bir şarkının eşlik ettiği, genelde ayrılık üzerine yazıların olduğu keyifli ve melankolik bir kitaptı. Yazı sonlarındaki notlarda hangi şarkının eşlik ettiğine dair minik ipuçları ve yazının tarihine yer verilmiş.

Birkaç alıntıyla belki yazarın kalemi hakkında fikir sahibi olmanıza yardımcı olabilirim :) Buyrunuz:

Yağmur’un güneş ile inatlaştığı, iç titreten, iç ısıtan ve aralıklarla iç sıkan bir gündü!Seni gördüm. Acelen vardı, hızlı adımlarla uzaklaşıyordun. Fırtına gibi esti, savurdu kokun burnumun direğinde. Saçların rüzgârı deldi geçti, güneş kaldı geriye… Ve ben tabii ki bir sokak mesafesinde kaldım öylece.Beni gördün. Gözlerini kaçırıp yolunu değiştirdin. Bütün şehir üstüme yıkıldı, bütün camlar kırıldı; ellerim kesildi, herkes bana baktı sessizlik oldu. Bir film şeridi geçti yolun ortasından ve benden başka kimse görmedi. En son neredeydim? Şimdi neden buradayım? Dün gece neyi düşledim? Bu sabah ne gördüm? Hangi rüyamı hayra yordum?Aslında tam hatırladığım ya da hiç unutamadığım gibiydin…Birden dün gece ve benzeri her gece yaşadığım ‘seni özlemek’ telaşını düşündüm.
“Gidiyorum,” dediğinde kapının eşiğinde kalan son çığlığımı sakladığım yerden çıkarsam ve şimdi tam şu an bir yabancı gibi benden uzaklaşan sana sunsam çıkarır mısın başını yastığın altından?Yoksa tarihin kaybolan derinliklerinde bir yabancı mısın şimdi bana? Unutmuşluğun gölgesinde boş mu kaldı ayak izlerimizin sokakları? Gece yarısı şarkılarımız vokalsiz, dudak kıvrımı gülüşlerin yersiz yurtsuz, sahipsiz, kimliksiz öyleyse…Ya usul usul yaklaşsam sana, bir adres sorsam baştan başlasak…Ve tanıştığımıza memnun olsak… Ya ellerini tutmaya yoksa iznim, bir şarkı tutsam içimden…Ve desem ki “Pardon bakar mısınız? Tanışmış mıydık?”
Düştüğüm uçurumlarında yalnızlığımla göz göze gelmek, gelmese de bir türlü içimden biliyordum ki sen benim tek yalnızlığımdın…

Hâlbuki ayazda iki yürek çarpıntısıydık biz seninle. Çok uzaklardan yankılanan iç titremeleriyle bulmuştuk birbirimizi. Kapılar kilitli, odalar dört duvar, hane yalnızlığın tutsağıydı o zamanlar ve üşümeler içerdeydi, sessizdi, kimseler bilemezdi bir zamanlar. Herkesten çok yalnızdık anlayacağın. Her şeyden çok “Biz-dik” hiçbir zaman anlayamayacağın. Ama sen “Korkuyorum, gidiyorum,” demiştin bana…
Belki bitmemiş bir şiirin şairsizliğine ilham, belki bir kelimenin kifayetsizliğine anlam, belki de bir sorunun içine yol yordam olurdum ama inan seni nerede olsan bulurdum…
Sen ise kaçtın. Dokunmadın kibritlere yangın çıkar sandın. Kılıcın ucu sendeydi, bıçak sırtı bendeydi, inanmadın. Henüz yolun başıyken sona vardın. Ve bir ok sapladın boşluğa kendini yokluğa attın. Aslında iyi yaptın. Yapamazdık biz seninle. Göze aldığım bir yokluk oldu bu. Çoktuk ikimize. Çok zorduk. Harap olurduk.

Benden bu kadar şimdilik :)
Bu arada kitaba puanım 7... Kırdığım puan yazardan değil türden kaynaklı onu da belirteyim :)
Keyifli okumalarınız olsun :)


2 yorum :

  1. Blog düzenlemenizi çok sevdim.Harikasınız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba :)
      Hoşunuza gittiyse ne mutlu bana :) Ben de beğendim laf aramızda :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI