Wattpad, Hikayeler ve Hikayeciler-2 (Eda Tuzcalı)

Nihayet niyetlendiğim ikinci Wattpad postunu yazıyorum. Ama öncesinde Twitter'ın kapatılması şokunu yaşadığımı paylaşayım hemen sizlerle. Canım ülkemin geldiği hal işte... Yakında bloglarımızı da kaparlarsa şaşırmam :) Olursa öyle şeyler kendinize iyi bakıp, beni de özleyin :)

Neyse bu kadar serserilik yeter, hemen konuya gireyim :)
Çok değil bundan bir ay kadar önce "Wattpad'i biliyo musun" diye sormuştu biri. Yazıp çiziktirmeye olan merakımı bildiğinden sormuştu sanırım. Ben de "Ergen kaynıyo orası" diye atıp tutmuştum :) Tamam, büyük konuşmamak lazımmış :)
Burcu Ablam'ın biraz dürtüklemesiyle Wattpad'e taşınma kararı aldım ben de yavaştan. Ve hazır fırsatını bulmuşken de sizlere bazı hikayeciler tanıtmaya karar vermiştim hatırlarsanız. İşte o tanıtıma devam ediyoruz. Bu postun konusu Eda Tuzcalı; Wattpad nickiyle daphnestone ...


Benim kendisiyle tanışıklığım Mir sayesinde oldu (ki, Mir'den de bahsedeceğim yakında :) ) Eda Abla biraz nevi şahsına münhasır bir kişilik :) Yani onu ya çok seversiniz ya da sevmezsiniz ortası yok. Esasında benim ukala tiplere pek tahammülüm yoktur ama Eda Abla batmadı, bunda kendisinin megaloman olduğunu kabul etmesinin etkisi büyük sanırım :) Neyse postu okuyunca kafamı kıracak büyük ihtimalle :)

Tanışma faslımızı kısa kesip hikayeleriyle tanışıklığıma geçiyorum hemen. Eda Abla "Sen benim Mert'imi okudun mu?" diye sorunca bana, uzunca bir müddet Sude Mert'ten bihaber olmanın utancını yaşadım :) Tabi bunda sık sık yapılan reklamların, ballandıra ballandıra anlatılmasının falan etkisi büyük de o kısımlara girmeyeyim :) Sohbete Fransız kalmaya daha fazla tahammül edemeyip bir de son okuma işini aradan çıkaralım diye başladım Sude Mert'e, ki hikayenin esas ismi "Sadece Seni Sevdiğimi Söylemek İçin Aramıştım"
Evet, isim uzun; ama emin olun kurguya bu denli yakışan bir isim arasa bulamazmış sevgili yazar :)

Son okuma yaparken post için sizlere  alıntı saklamıştım, paylaşırsam yazar kızmaz sanırım.
“Masallara inanır mısın?”

“Hayır. Aslına bakarsan insanların masalları yarattığına inanırım.”
“Kendi masalın var mı?”
“Henüz yok ama olacağı günü hevesle bekliyorum…”
“İçinde ben var mıyım?”
“Sen söyle…”
Esasında daha paylaşırdım ama taslak kitap olma yolunda. O yüzden daha fazla detaya giremiyorum :)

Ama gönül rahatlığıyla benim favorim olan diğer hikayesi Runnin'den bahsedebilirim. Güzel bir macera okumaya niyetliyseniz durmayın başlayın derim. Okumak için Tıkk Tek sıkıntımız yazarın bölüm aralarının biraz uzun olması (aman ha bunu da duymasın)

Runnin'den ufak birkaç kesit okutayım size:

Akşam servisine hazırlanan bembeyaz masa örtüleri birer birer ahşap masaların üzerinde yerlerini alırken şehir de geceye hazırlanıyordu. Akan trafiğin gürültüsüne karışan egzoz dumanı, arabaların motor sesleri ve şehrin uğultusu keşmekeşin bu şehirde bir rutin olduğunun kanıtıydı adeta.
Masaların üzerindeki örtüleri kıskandıracak beyazlıktaki bir önlüğü beline dolamış genç adam görevini ifşa ederken dikkatliydi. Tek bir kırışıklık görülemeyen örtüleri yerlerine yerleştirdikten sonra servis arabasının üzerinde bekleyen tuzluk, biberlik ve menü gibi şeyleri yerlerine bırakıyor ardından sıradaki masaya geçiyordu.

Küçük olduğu kadar eksantrik olan restoranın o saatteki birkaç müşterisi içerideki masalarda oturmuş şehrin karmaşası yerine içerideki hafif müziği tercih etmişti anlaşılan. Genç adam bir sonraki masaya doğru yürüdükten sonra özenle katlanmış beyaz örtülerden birini daha eline aldı.
Örtü açmasıyla birlikte beyaz bir bayrak misali dalgalanmıştı. Temizliğinin habercisi olan yumuşatıcı kokusu burun deliklerinden içeri dolarken kollarını iyice açıp masanın üzerini hedefledi. Örtü tam olarak masanın üzerinde dalgalanmıştı. Genç adamın kolları aşağı doğru inerken hafifçe şişen örtü ona itaat ederek masanın üzerini yöneldi.
Birden her şey berbat oldu. Masanın örtüsü yere düşüp sokağın tozuna bulanırken yumuşatıcı kokusu egzoz dumanında boğulmuştu. Genç adam ona çarparak örtüyü düşürmesine neden olan kişiyi görebilmek için çarpma hızıyla endeksli olarak arkasını döndü:

Yalın onun yatak odasına girişini sessizce izledi. Sakin ol şampiyon. Tamam, güzel bir kadın… İyi de öpüşüyor. Ama sen de yeni yetme değilsin ki? Hem, ne yapıyor orda acaba? Yalın ilk önce ne yaptığının onu ilgilendirmediğini düşündü centilmence. Sonra aklına geldi ki ne yapıyorsa onun evinde yapıyordu. Adımlarının ses çıkarmayacağını umarak usulca yatak odasına yürüdü.
Yeni değiştirilen kapı kollarına şükrederek yavaşça kolu indirdi ve kapıyı hafifçe araladı. On santimlik mesafe her şeyi görmesine yetmişti. Kapının kalanını da iterek açtı ve pantolonunun ceplerini kurcalayan –lanet olasıca- kadınla göz göze geldi. Kadın elinde pantolon ile donup kalmıştı. Yalın hafifçe elini arka cebine attı ve bu sabah bulduğu küçük flash diski ona uzattı.
“Bunu mu arıyordun?”
Kadın bir an donup kalmıştı. Tek kelime etmeden Yalın’ın elindeki diske bakıyordu. Ne diyeceğini bilemiyormuş gibi biraz daha oyalandıktan sonra pantolonu yatağın üzerine bıraktı ve ona döndü:
“Ah şey o gün elimden düşürmüşüm. Alabilir miyim?”
Diski almak için elini ona uzatmıştı. Yalın diski parmaklarının ucunda çevirirken elini biraz daha yukarı kaldırmıştı. Sonra kolunu aşağı indirip geriye uzattı ve diski yeniden arka cebine attı.
“Kimsin sen?”
Kadın tereddüt etmeden cevap verdi:
“Nalan Aksu. Şimdi diskimi alabilir miyim?”


“Ben de Clark Kent. Memnun oldum.”
Ve bu da son... Gerisini kendiniz okuyun :)

“Projeksiyon. Onu salonda pencerenin tam karşısındaki kanepenin üzerine bırak. Işıkları söndür. Perdeleri kapattıktan sonra ışıkları geri açıp projeksiyonu çalıştır. O andan itibaren eğilerek dolaşman gerekecek. Kapının arkasındaki dolaba senin için bir ceket bıraktım. Üzerindekini onunla değiştir. Yanındakini de başına takman gerekiyor.”
Yalın onun söylediklerini sessizce dinledikten sonra tek ve mantıklı bir soru sordu:
“Bunları evime sen mi bıraktın?”
Derin kapıdan çıkarken arkasında hiçbir şey bırakmadığından emin olmak için başını çevirip bir göz attı:
“Evet, zeki çocuk. Onları evine ben bıraktım.”
“Adamlar gelmeden önce mi?”
Derin kapıyı çekti ve onu bekleyen motora binerken kulağındaki bluetoothun bağlantısını koparmadan kaskı
başına yerleştirdi.
“Elbette.”
“Bana onların geleceğini bildiğini mi söylüyorsun?”
Derin bacağını motorun üzerinden aşırdı ve kalçasını yerleştirirken yanıtladı:
“Tik tak zeki çocuk. Zamanın dolmak üzere… Kaskını tak ve aşağı in. Seni alacağım.”
Efendim yazarın bir de Hush isimli bir hikayesi var ki ben henüz okumaya cesaret edemedim; ama yakın zamanda planlıyorum :)
Keyifli okumalarınız olsun :)

2 yorum :

  1. İlk yazdığım yorum tuhaf bir şekilde kaybolduktan sonra bu ikinci denemem oluyor.

    Canım Yamak'ım bana bu kalbin kadar temiz sayfayı ayırdığın için teşekkür ederim aklşsdaklşsdklşaklşd :
    (bu twitter'ın intikamıydı bilesin)

    Been aslında insanların kendini beğenmişlik konusunda sınırların olduğuna inanan bir insanım. Yani ben bir işi güzel yapıyorsam alçakgönüllü olmak zorunda değilim diye düşünüyorum. Bu insanlara ukalalık olarak görünüyor. Senin de dediğin gibi, insan beni ya sever ya da nefret eder. Bunun ortası maalesef yok.

    Aslına bakarsan seni iyi ki dürtmüşüm Mert'im konusunda. Bu sayede sen de beni dürttün ve taslağın geleceğini değiştirdin. Sana ne kadar teşekkür etsem azdır.
    Şuanda "Sadece Seni Sevdiğimi Söylemek İçin Aramıştım " internet ortamında yayından kaldırıldı. Ama verdiğin alıntı çok büyük olmdığından sorun değil. Ayrıca alıntınla ilgili olarak: Yazmaktan en keyif aldığım telefon konuşması diyebiliriz.

    Bölüm aralarım uzun çünkü bu aralar herşey o kadar yoğun ki bölüm yazamıyorum. Ama beni bilen bilir, azdığım zamanlar haftada 2-3 bölüm atarım. Nisandan sonra görüşürüz!

    Runnin' senin favori hikayen biliyorum. O yüzden onu alıntılayacağını da biliyordum. Diğerlerinden farklı kurgusuyla Amerikan Filmlerine taş çıkarıcak bir hikaye olma yolunda ilerliyor. Bu arada alıntıladığın yerler benim de favorilerim :)

    Yamak'ım çok teşekkür ediyorum. Umarım çok daha başka postlarda yine görüşmemiz nasip olur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vallahi Eda Abla senin megalomanlığın konusuna hiç girmiyorum tekrardan çünkü ben ne kadar uğraşırsam uğraşayım hiç o denli kendimden emin olamadım. Özgüvenim hep yara almaya açıktır :) Ama mesela sırf ukalalıkları ve kibirleri yüzünden takip etmediğim yazarlar var benim, sen batmadın bana ondan sevdim seni :)

      Kitap haberine ne kadar sevindiğimi biliyorsun. Sürece yakından tanıklık etmek de etkili tabi bunda, umarım sonu çok güzel olucak. Biz de ilk söyleşini buradan yayınlıcaz yine, bana sözün var malum :)

      Şu önümüzdeki süreçte sana kolaylıklar diliyorum, çok yoğunsun biliyorum; ama sonra Runnin'i hızlandır bir zahmet :)

      Bir sonraki postta kitap tanıtımını yaparız inşallah <3

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI