Okuma Etkinliği || Kara Kış Beyaz Düş-Fatma Erdek || Kitap Yorumu

Kitabın Yazarı: Fatma Erdek

Yayınevi: Ephesus Yayınları
Kitap Türü: Aşk, Dram, Aile
Yayınlandığı Yıl: 2014
Sayfa Sayısı: 400
ARKA KAPAK
"O gece Selim'in gözlerinde, inanmak istemediğim gerçeği okumuştum. Bütün varlığıyla doğru söylüyordu. Bana karşı hissettiği yasak aşk, onun kıblesi olmuştu. Bu aşka ibadet ediyordu. Söyleyeceğim, yapacağım hiçbir şey bunu değiştiremezdi. Yaşamaya ya daölmeye, aldırmıyordu." Annesinin mutluluğu için, iki ateş arasında kalmış bir genç kız... Ortak bir kaderi paylaşan, iki yaralı yürek...


Kitabı kapatalı yarım saat oldu olmadı... Şu an yazarın araya serpiştirdiği birkaç türkü eşliğinde yazıyorum postu. (Ben bu satırları yazdığımda cumartesiydi :) )Kitabın çıkmasını nasıl da sabırsızlıkla bekledim bilen bilir. Melekler Zamanı'nın uzun baskısıyla tanıştım Fatma Erdek'le ve kalemine doyamamıştım. Kara Kış Beyaz Düş'ü ise kitabın ilk haberleri gelmeye başladığından beri bekliyorum. Hemen itiraf edeyim Melekler Zamanı'yla çıtası öyle bir yüksekti ki Fatma Hanım'ın bu kitaptan beklentim de haliyle büyüktü. Ve şanslıyım, hayal kırıklığına uğramadım. Yazar yanıltmadı biz bekleyenleri.

Ne söylesem ki aslında bu kitapla ilgili, bilemiyorum... Hem söyleyecek bir dünya şeyim var hem de kelimeler boğazıma diziliyor. Çünkü fazlasıyla bıçak sırtı bir konuyu işlemiş yazar. Neresinden tutarsanız tutun elinizde kalıp, yumru gibi tıkıyor boğazınızı. Kime kızacağınızı bilemiyorsunuz; ama en çok da yazarın 400 sayfa boyunca ilmek ilmek işlediği o çaresizliği ve utancı hissediyorsunuz. Zeynep, Akgül, Güven, Ferda, Selim... Hepsinin penceresini bir parça aralıyor neyin nasıl göründüğünü anlamaya çalışıyorsunuz. Anlamakta en çok zorlanacağınız da Selim oluyor...
"İsimler değişir. Yüzler, tenler, renkler, yerler değişir. Ancak sonlar ve sonlara giden yollar asla değişmez. Gün gelir, iki kadın, tıpkı kumaş ile astar gibi aynı kalıp üzerine, aynı makasla biçilir. Tıpkı Akgül ve benim gibi... Bir elbisenin birbiri üzerine geçmiş iki parçasıydık biz. Akgül kumaşıydı bu elbisenin, görünen yüzüydü. Bense gizli yanı, astarıydım..." 

Tam da böyle anlatıyor Zeynep Akgül'le kader ortaklığını. Yazarın deyimiyle astarıyla yüzü gibiler bir elbisenin... Aynı yollardan geçen, benzer acılarla sınanan, aynı utancı kendilerine diyet ödeten iki kadın... Akgül Zeynep'in içsel hesaplamasının ilk adımı oluyor belki de. Kadere inanmasını sağlayan ilk sebebi...

Diğer yandan Akgül... Henüz on altısında, yaşından çok daha büyük ve ağır acıları sırtlanmış bir garip serçe. Erzurum'un o çetin şartlarında kadın olmak ne demek onun ispatı gibi Akgül... Ve bu noktada yazar taktiri o kadar hak ediyor ki. Aslen Erzurumlu biri olarak o topraklarda kadın olmak ne demek az çok biliyorum ve belli ki yazar da bunu biliyor. Bilmekle kalmayıp anlatıyor bir de. Yaşmakların ardına gizlenenin sadece dudaklar değil hayatlar da olduğunu öyle güzel anlatmış ki...

Tüm bu serüven boyunca Güven'in adı gibi korunaklı bir sığınak oluşunu, tüm marazlarına rağmen bir kadının hayata yeniden tutunuşunu ve başka bir kadına umut oluşunu okuyorsunuz. Geçmişin hesaplaşmasında ise hastalıklı bir adamın saplantısını ve bir kadının ne denli kör olmayı seçebileceğini...

Birinci tekil şahıs anlatımıyla kaleme almıştı yazar kitabı. Bu tür anlatımın hem avantajı hem de dezavantajı olduğuna inanıyorum. Anlatım Zeynep'i anlamakta kolaylık sağlarken Güven'i bir parça gölgede bırakmış gibiydi. Hele kitabın son kısmında daha detaylı bir yüzleşme bekliyordum ne yalan söyleyeyim. Okuyucuya tüm kitap boyunca temenni ettiği o 'Beyaz Düş'ü verirken bir parça daha ayrıntıya hayır demezdim doğrusu. Tabi bunda yazarı okumaya doyamayışımın etkisi büyük. Melekler Zamanı'nda 725 sayfayı kapattığımda, olsa bir o kadar daha okuyacak durumdaydım, bunda da bu his değişmedi. 400 sayfa bittiğinde keşke daha olsaydı da okusaydım dedim. Yine de şunu hemen belirteyim; yazar nefret etmenizi sağlayacak kadar da başarıyla kurgulamıştı Selim karakterini.
Ve yine Fatma Hanım'ın taktire şayan becerisi, karakterleri öyle içselleştirip öyle özenle işliyor ki okuyanın aklında karakterin çelişkisi ya da soru işareti kalmıyor. Duygu olarak fazlasıyla tatmin ediyor kitap...

Yani demem o ki, eğer fırsat bulursanız kitabı kesinlikle okumalısınız. Hele hala yazarın kalemiyle tanışmadıysanız daha fazla gecikmeyin derim ben. Yazarın emekli olduğuna haberine benden daha fazla sevinen olmuş mudur emin değilim :) Umarım daha sık okuma şansımız olur bu kalemi
Ufacık bir eleştirim de olacak kitaba dair: Bence arka kapak yazısı kitap için yeterli değil, az kalmış.

Bu arada kitabı (yine) Kitap Meltemi ile birlikte okuduk :) Ayda bir yapmayı planlıyoruz bunu :) Onun yorumu için de ŞÖYLE alayım sizleri... Ve elbette alıntılar... Böyle bir kitap alıntısız geçilmezdi, Alıntılar için de TIKlayın :)

Ve son olarak... Postun başında türkü demiştim... Türkülere bayılan biri olarak kitapta üç güzel ezgiye denk geldim. Dinlemek istersiniz belki :)

Yüce Dağ Başında Yanar Bir Işık- Aha ben gidiyom sen hemen ağla... Sen ağla... Yar ağla...
Oy Gelin- Öten bülbül senin yuvan mı yoktur? Yoksa benim gibi derdin mi çoktur?


Kitaba puanım 9...
 Keyifli okumalarınız olsun :)



Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI