Böğürtlen Kışı-Sarah Jio || Kitap Yorumu

Kitabın Yazarı: Sarah Jio
Orjinal Adı: Blackberry Winter

Çeviren: Duygu Parsadan

Yayınevi: Arkadya Yayınları
Kitap Türü: Aşk, Dram, Aile
Yayınlandığı Yıl: 2013
Sayfa Sayısı: 360
ARKA KAPAK

"Canım Daniel'ım,
Kaybolduğun gün dünyam sona erdi, canım oğlum. Seni her kim alıp götürdüyse, seninle birlikte kalbimi, hayatımı da çaldı. Ben senin gülümsediğini görmek, kahkahalarını duymak, mutluluğunu paylaşmak için yaşıyordum."
Vera Ray 1933 yılının o karlı mayıs akşamında üç yaşındaki oğlu Daniel'ı son kez öptüğünü bilmiyordur. Her ne kadar oğlunu yalnız bırakma düşüncesinden nefret etse de hayatlarını devam ettirmek için çalışmak zorundadır. Tek avuntusu, gün ağardığında küçücük oğluna sarılacak olmasıdır. Ancak Vera geri döndüğünde karşılaştığı manzara, Daniel'ın boş yatağıdır. Bir de karlar içine gömülmüş olan oyuncak ayısı.
Seksen sene sonra Seattle yine mayıs ayında karlar altındadır. Köklü bir gazetede muhabir olan Claire Aldridge, bu doğaüstü olayı haber yapacaktır. Araştırmalarına devam eden Claire, küçük çocuğun bu zamana kadar sonuçlanmamış kaçırılma davasıyla karşılaşır. Evlat kaybetmenin ne demek olduğunu çok iyi bilen Claire, bu olayı çözmeye karar verir. Ancak çözdüğü her düğümün, onu Vera'yla olan bağlantısına yaklaştırdığından habersizdir…
Böğürtlen Kışı aşkı, umudu ve umutsuzluğu derinden anlatan muhteşem bir kitap. Bu öyküyü yüreklerinizden kolay kolay silip atamayacaksınız.
(Tanıtım Bülteninden)




Tam da küçücük bir çocuğun ölüm haberinin üzerine denk geldi bu kitabı okumam...  Hem söyleyecek bir
dünya şeyim var hem de hiçbirini söylemek gelmiyor içimden. Bir evladın kaybı nasıl bir acıdır bilemem ben; ama tüm kalbimle denerim. Anne değilim belki; ama en azından empati yapmaya çalışırım. İşte Sarah Jio da bunu denetiyor okuyana. Kaybedilen evlatların yası anlatılmış bu kitapta. 

Mayıs ayında gelen Seattle'ı vuran kar fırtınasıyla Claire'ın editörü genç kadını fırtınayla ilgili makale yazmakla görevlendirir. 1933 yılında da benzer bir fırtına yaşandığı öğrenilince bu iki fırtınanın karşılaştırılmasını ister editör. Böylece Claire kendini yıllar öncesini araştırırken bulur. Arşivleri taradığında fırtınada kaybolan bir çocukla ilgili haber takılır kadının gözüne. Böylece Claire o fırtınada kaybolan Daniel'ın ve annesi Vera'nın başına neler geldiğini araştırmaya başlar. 

Bu serüvende genç kadın kendi acısıyla yüzleşip hayatına devam etmenin yolunu da bulacak ve tesadüfler onu hiç ummadığı sonuçlarla karşılaştıracaktır. 

Bundan sonrasında SPOİLER var, kitabı okumayı düşünenler uzak dursunlar rica ederim :)
Sanırım kitabı okuyan pek çok insan gibi beni en çok etkileyen karakter Vera oldu. Genç kadının mücadelesi, evladına duyduğu sevgi, o çaresizliği... Düğüm düğüm yaptı boğazımı okurken. Yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen o öylesine güçlü ve yürekli bir kadındı ki kendine yakın hissetmemek mümkün değildi sanırım. Daniel'in kayboluşunun ardından çırpınışı, o çaresizliği; ama içindeki ışığı hep taze tutuşu... Büyük Buhran'ın insanları sefalete sürüklediği o yıllarda bekar bir anne bundan daha iyi anlatılabilir miydi emin değilim.
Diğer yandan Claire'ın sınandığı acı da yürek burkan cinstendi. Allah'ım kimseyi evlat acısıyla sınamasın... Üstelik yazar kadının bundan sonraki süreçte yaşadıklarını, evliliğinin geçtiği dar boğazı başarıyla aktarmıştı. Kocasıyla aralarındaki mesafeler, çok istemesine rağmen o mesafeleri aşamayışı, giderek daha fazla yalnızlaşması... Yazar kadın karakterleri yansıtmakta son derece başarılı gerçekten de.
SPOİLER BİTTİ :)


Yazarın üç kitabını da basım sırasına göre okumuş biri olarak söyleyebileceğim tek şey çıtasını her kitapla
daha da yükselttiğidir. En başarılı bulduğum kitabı Böğürtlen Kışı oldu böylelikle... Yazarın geçmişe dönüşleri daha evvelki kitaplarını okuyanlar için sürpriz değil; ama bu kitapta diğer kitaplardan farklı olarak karakterlerden birinin geçmişi anlatmasına şahit olmuyoruz. Aksine bir Claire'ın bir Vera'nın açısından olaylara bakıyoruz. Yine diğer kitaplarda olduğu gibi başa serpiştirilen gizem son sayfalara doğru yavaş yavaş çözülüyor. Ama yazarın artık farklı bir tarz denemesi gerektiğini düşünüyorum, kendini geliştirmesi açısından. 
Diğer yandan kitaba konu olan evlat kaybı teması yazar tarafından suistimal edilmeden işlenmişti. Yani uğraşsa hüngür hüngür ağlatabileceği bir kitap yazabilecekken dramı dozunda bırakmıştı.

Eleştirebileceğim tek nokta kitapta çok fazla tesadüf oluşuydu. Yer yer bu kadarına da pes diyorsunuz.
Bir de mantık hatası buldum ben, okuyanların dikkatini çekti mi bilmiyorum. Vera evden atılmadan gizli bölmeye Daniel'in ayısını bırakmıştı. Ama yıllar sonra oradan bir de arka kapağa konuk olan mektup çıktı. Ki Vera'nın o mektubu yazmaya vakti olmamıştı. Neyse, olur böyle ufak tefek şeyler :)


Veee kapak... Yağmur Sonrası'nın tüm hayal kırıklığına rağmen Böğürtlen Kışı'nın kapağına bayıldım. 
Tasarım tabi ki İlknur Muştu imzası taşıyor. 

Çevirmen Yağmur Sonrası'nın çevirmeniyle aynı ve yine güzel ve başarılı bir çeviri ortaya çıkmış. Tebrik etmek lazım :)
Kitaba puanım 8,5 dan 9...
Keyifli okumalarınız olsun:)


Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI