Okuma Etkinliği || Bir Cihan Kafes- İclal Aydın || Kitap Yorumu

Kitabın Yazarı: İclâl Aydın

Yayınevi: Artemis Yayınları

Kitap Türü:  Roman, Dram, Aşk,

Yayınlandığı Yıl: 2013

Sayfa Sayısı: 340
ARKA KAPAK

Zorba, itaatkârın üzüntüsüyle beslenir...
"Sevgin direğimiz, üzerimize saldığın korku çatımız olmuş meğer. Mutsuzluğumuzdan örülü bir devlet yaratmışsın hepimize.
Sen en çok beni severdin ya.
En çok beni köle yapmışsın kendine." Samire, Yaşar, Lorin.
Birbirlerinin gölgesinde saklanan, birbirlerinin masalını yazan üç küskün kadın.
Yaraları doğuştan, lanetleri miras...
Yalnızlığın kuyusunun başından ayrılmadan, kederlerinin yankısını dinlediler.
Her masalın sonu gece değildi elbet.
Üç, ikiden ve dahi birden iyiydi.
Ve her yanlışın doğrusu kendi içinde gizliydi.
Kanadı kırık üç kadın, ödedikleri ağır bedellerin karşılığını, içinde çırpınıp durdukları, kapısı açık olsa da çıkıp gidemedikleri gölge kafeslerinde bekledi. İhtiyaç duydukları inanç, temize çekecekleri geçmişte saklıydı.

Okuyup yorumunu uzun zaman beklettiğim bir kitabın postunu nihayet yazabildim :) Aslında kitabı taaa aralığın sonunda okudum, tam da final sınavlarım için yola çıktığım gün otobüs arkadaşı oldu Bir Cihan Kafes bana. Normalde otobüste pek kitap okuyamayan ben, resmen kitaptan başımı kaldıramadım. 

Benim İclâl Aydın zaafımı blogu takip eden herkes bilir zannederim. Bitmiş Aşlar Emanetçisi postunu yazarken de belirtmiştim :) Tabi bahsi geçen kitabın ben de yeri başka, diğer kitaplarıyla karşılaştırdığımda. Bunun nedeni de diğerlerinin denemelerden oluşmuş olması zannederim. Daha genç yaşlarda insan hayata dair kurulan cümlelere daha meraklıyken, kendi cümlelerini kurmaya başladıktan sonra başkalarının cümleleri albenisini yitiriveriyor. Hani aşk, ayrılık ve hayat üzerine kurulan cümleleri okuyup hak veriyorsunuz; ama yine de kendi tecrübeleriniz yanı başınızda dururken başkalarının cümlelerine tahammülünüz eksiliyor büyük ihtimalle. Bana olan bu en azından...
Tam da bu yüzden İclâl Aydın'ın denemeleri nasıl albenisini yitirmişse gözümde Ahmet Batman kitaplarına da ayılıp bayılamadım ben mesela. Neyse konuyu dağıtmayayım; konu Bir Cihan Kafes...


Evet her ne kadar bir dünya laf ettiysem de İclâl Aydın'ın çıkardığı tüm kitapları kütüphaneme ekleyip okuyacak kadar sadık bir okuyucuyum :) Bu listeye Bir Cihan Kafes de eklendi hemen tabi, iyi ki de eklenmiş.
Esasında ben uzun zamandır yazarın kendini hazır hissedip yazacağı bir romanın yolunu gözleyenlerdendim.
İclal Aydın her daim edebi bir kaygısının ya da iddiasının olmadığını belirtmiştir; ama bu benim beklentimi azaltmadı hiç. Ve Bir Cihan Kafes de o beklentimin hayat bulmuş hali gibiydi ellerimde...
Allah'ım bu ne güzel bir kitaptı böyle... İyi ki okumuşum dedirten cinstendi inanın. Hiç pişman olmadın, aksine okurken kitap tercihim konusundan kendimi tebrik edip durdum :) 

Samire, Yaşar, Lorin... Ama en çok da Lorin... Hayatları da kaderleri gibi birbirine dolanmış üç kadın onlar... Kitabın arka kapağını okurken birbirinden bağımsız gibi düşünseniz de aynı aileden üç nesil... Samire, Samire'nin kızı Yaşar ve Yaşar'ın kızı Lorin... Birbirine sirayet ettirdikleri mutsuzluklarıyla üç kadın... Yazar üçüncü bir göz gibi, gözlemci olarak anlatmış okuyucuya hikayeyi. Araya gözlemcinin notlarını da sıkıştırmayı ihmal etmemiş... Böylelikle güzel bir kurgunun arasında artık neredeyse İclâl Aydın ritüeli olan sarıp sarmalanmış cümleler serpiştirilmiş hayata dair... Öyle cümleler ki karakterlerin acılarına tercüman olmuşlar ve okuyan da kendinden bir parça bulsun diye yazılmışlar...

Üç ayrı zaman diliminde anlata anlata ilerletmiş hikayeyi yazar. Bu üç farklı zamanda üç farklı kadını okutmuş... Parçaları yavaş yavaş birleştirtip üçünün birbiri hayatındaki yerini söyleyivermiş.
Böylelikle hikayeyi hep taze tutmayı başarmış... Sayfalar ilerledikçe daha fazlasını öğrenme azmiyle okumaya devam ediyorsunuz. Önce Lorin'e New York'da bir kilisede rastlamışken, sonra Samire'yi daha sonra Yaşar'ı tanıyorsunuz. Ve bu üç kadın da ayrı ayrı meraklandırıyor okuyanı... Ama dediğim gibi en çok Lorin...
Onun yeri başka oldu bende... Acısı mıydı onu tanıdık kılan, aşkı mı, hayata tutunuşu mu bilemedim... Neydi Lorin'i bana bu kadar sevdiren? Nasıl da tanıdık tepkileri olan, yaralı; ama yaralarının güzel kıldığı bir kadındı o Ya Rabb'im! Nasıl bir karakter yaratmış İclâl Aydın! Ben Lorin'i çok, çok sevdim...

Baştan belirteyim yorumum bir parça SPOİLER içerebilir; ama mümkün olduğunca detay vermemeye

çalışacağım ki hevesiniz kaçmasın. Yine de şunu bilin; ben inceleme değil de özet de geçsem size muhakkak eksik bırakacağım bir yer olacaktır ve bu kitap kesinlikle okunmaya değer...

Samire... Bir tarafı hep çocuk kalmış, ağzını açmaya korkan, temiz yürekli, güzel kadın...
Kitabın başında henüz küçücük bir kız çocuğuyla hikayeye dahil olur olmaz seveceksiniz siz de onu.
Cebinde kırılan bir yumurta uğruna ağzından dökülen bedduaların gün gelip de kendisini bulacağını hiç bilmeden; ama ömrü boyunca bunun azabını çekerek yaşamış bir kadın o. Kendisini sevmeyen bir adamla tam otuz yedi sene geçirmiş, ilk göz ağrısı bebeğini gönlünce sevememiş bir kadın... Hiçbir zaman tam anlamıyla ciddiye alınmamış, ne istediği sorgulanmamış, ufacık olayların kilitleyip çıkmaza sürüklediği durumlarda anahtar rolü biçilmiş kocaman yürekli Samire. Yaşlılığı bile ayrı şeker, ayrı okunası :)

Yaşar... Kalbi taşa dönmüş, katı, kendi kurallarının içine hapsolmuş; ama en çok da farkında olmadan hayatının iplerini başkalarının eline vermiş bir diğer kadın. Bu üç kadın arasında en az sempati duyduğum, anlamakta en çok zorlandığım karakter. Yine de kitabın sonlarına doğru ona da üzülmedim değil... Yaşar'ı okurken bir insanın kalbi nasıl bu kadar buza keser diye düşünmeden edemedim? Oysa sevmeyi bilmeyen biri değil o! Ali'sine aşık olmayı başarmış, en azından aşkı tanımış... Yine de kocasına olan o sevgiyi kızına duymakta başarısız. İstemese de derin yaralar ve silinmeyecek izler bırakmış evladının hayatında. 

Ve Lorin... Ah Lorin... Güçsüz bir karakter miydi, kesinlikle hayır! Ne istediğini bilen, mücadelesini sonuna kadar veren, kolay pes etmeyen, güçlü bir kadın Lorin. Tek başına bir evlat büyütebilecek kadar güçlü hem de... Gelin görün ki; ansızın hayatına dahil olan bir adam tüm dengesini alt üst etmeden çıkmıyor hayatından. Doruk, Lorin'in en büyük sınavı oluyor belki de...

Doruk... Ne kızdım okurken bu karaktere! Gerçi karakter derinlemesine işlenmemişti, işlenmesine de gerek yoktu. Üç kadının hikayesiydi bu roman... Ama yine de Doruk'un o bencilliği, başkasının hayatını mahvetme hakkını kendinde görmesi, sadakatsizliği, pervasızlığı... Hele hele Lorin'i dönüştürdüğü o enkaz... Doruk'u sevmem mümkün değildi zaten!

Bu kısım romanla pek ilgili değil :) Benim şahsi görüşüm :) Daha doğrusu Doruk'un bana sorgulattıkları...
Neden erkek ya da kadın, bir insan başka bir insanın hayatına bunu yapmayı hak görür kendine? Yani hayat o kadar da karmaşık değil; birini ya seviyorsundur ya da sevmiyorsundur. Bunun ortası yok, olmamalı! Sevmediği birinin hayatına dahil olmak için neden çabalar bir insan? Ya da seviyorsa, o zaman nasıl olur da bencilce yaralar karşısındakini? Aşk bencilliğinden arınmak değil mi en çok? Kendini sevmeyi bırakıp, karşındakinde kaybolabilmeyi istemek değil mi? O halde nedir bu pervasızlık? Bu soğuk kanlılık? Arkalarında bıraktıkları enkazın vebalini nasıl olur da omuzlarında taşımaz insanlar? Velhasıl-ı kelam ben Doruk'u anlayamadım, anlamak da istemedim! 

Velhasıl-ı kelam bu kitabı okurken ilişkileri acayip sorguladım. Sadece aşk ilişkilerini de değil üstelik... Anne-kız ilişkilerini de... Belki de en çok onu. 
Hayatın bir yerinde bize en yakın olması gereken insanlardan uzak düşüyoruz sanırım. Bu nerede ve nasıl başlıyor inanın bilmiyorum; ama herkes kendi kabuğuna çekiliyor. Umarım istisnalar vardır ve ben yanılıyorumdur; ama genelde aynı evin içinde birbirine uzak, gerçek kimliklerinden bihaber yaşıyor aileler. Bir çocuğun en çok hangi yemeği sevdiğini bilmekle onu en çok yaralayanı bilmek aynı şey değil. Sonuçta aynı evin içinde, birbirleri için canını verebilecek, birbirlerini seven; ama bir o kadar da yabancı olan bireylere dönüşüyoruz. 

Çok konuştum farkındayım :) Hemen kitabın tanıtım videosuyla baş başa bırakıyorum sizi :)


Neticede ben bu kitabı çok beğendim :) O kadar beğendim ki Meltem'in başının etini yedim oku diye :)
Onun postunu okumak isteyenleri BÖYLE alayım :)
Alıntılar için ayrı bir post gireceğim; çünkü kitap altı çizilmekten helak oldu :) Anlayacağınız baya bir alıntı var paylaşacağım... Tıkkkk
Bu arada Artemis, İclâl Aydın'ı Epsilon'dan transfer ederek çok doğru bir iş yaptı :) Her ne kadar iki yayınevinin de uçuk fiyatlarından muzdarip olsam da yazarı seviyorum :) Hatun feci sempatik... Kaleminin hakkını vermesini saymıyorum bile.
Tamam, tamam; sustum! Benim kitaba puanım 9 efendim...
Keyifli okumalarınız olsun:)


2 yorum :

  1. Şu an bu postu ve benim bu yorumumu okuyanlara sesleniyorum.

    Eğer dram,aile,aşk türlerini seviyorsanız bu kitaba bir şans verin.

    Kırık aile ilişkileri, aşklar, ihanetler, edilen kahredici bir beddua, dramın dibini okumak isterseniz bizden size küçük bir öneri BİR CİHAN KAFES.

    Ama hazırlıklı olun zira bu kitabı okursanız İclal Aydın'ın güzel gamzelerine kanıp gülümseyeceğinizi düşünmeyin, zira kimi yerlerde ağlama garantili bir kitap.

    Sevgili arkadaşım canım Burçinim bu kitabı bana önerdiğin için teşekkür ederim.. :)

    YanıtlaSil
  2. her zaman başınızın eti itinayla yenir Meltem Hanımcım, siz yeter ki isteyin :D

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI