Son Söz Aşkın (Bridgerton Serisi-3)-Julia Quinn || Kitap Yorumu



Kitabın Yazarı: Julia Quinn

Orjinal Adı: An Offer From a Gentleman
Seri Adı: Bridgerton Serisi #3
Çeviren:  Serap Işıkçıus
Yayınevi: Epsilon Yayınları
Kitap Türü:  Tarihi Aşk
Yayınlandığı Yıl: 2010
Sayfa Sayısı: 416

ARKA KAPAK



Sophie Beckett, aslında bir kontun kızı olmasına rağmen ne Leydi Bridgertonun meşhur maskeli balosuna gideceğinin ne de Beyaz Atlı Prensinin onu orada beklediğinin hayalini kurmaya cesaret edebilir çünkü kibirli üvey annesi tarafından köşkün hizmetçisi olarak kullanılmaktadır. Ama daha sonra, gizlice içeri girmeyi başardığı baloda çekici ve yakışıklı Benedict Bridgertonun güçlü kollarının arasında dans ederken kendini kraliyet ailesinden birisi gibi hisseder. Yalnız ortada bir sorun vardır, saat geceyarısını gösterdiğinde bu sihrin sona ermesi gerekmektedir.
Kimdi bu olağanüstü kadın? O büyülü geceden sonra, gümüş elbiseli kadının güzelliğiyle adeta kör olmuş Benedictin gözü başkasını görmez, ta ki kendini, ona garip bir şekilde tanıdık gelen hizmetçi kıyafeti giymiş o alımlı kadını içine girdiği tatsız durumdan kurtarmak zorunda hissedene kadar…


Peri Masalına Hoşgeldiniz!
Sanırım serinin şimdiye kadar okunan kitaplarında (gerçi bu benim ikinci okuyuşum, serinin diğer kitaplarını da okudum ama onlar sayılmasın) Benedict kıyıda köşede kalan bir karakterdi. Yüreğe Söz Geçmiyor'da Anthony'nin öfkeli hallerinin yanında Benedict sönük kalmıştı, En Çok Beni Sev'de de keza. Özellikle Colin'in muzipliğinin yanında Benedict hep bir parça sönük kalmıştı ve bu onun hikayesi. Böylelikle Benedict'i daha iyi tanıyoruz. Bu tanışıklığın sonunda görülüyor ki Benedict de benim de aynı fikirde; o da bir parça arada kıyıda köşede kalmış hissediyor. Bir Bridgerton olmaktan Benedict olamamaktan şikayetçi... 
Diğer yandan Anthony'i de evlendiren annesi gözlerini onun ve Colin'in üstüne dikmiş durumda, malumunuz Violet'in çocuklarını evlendirmekteki ısrarı tüm Bridgerton severlerce biliniyor artık :)
Böylelikle Benedict kendini annesinin düzenlediği bir maskeli baloda buluyor. Tam da annesinin ısrarıyla Penelope ile dans etmeye niyetlenmişken bir anda tarif edemediği bir şeyler sonucu gizemli bir kadına çekilirken bulur kendini. 
Genç kadını tanımıyor oluşunda yüzündeki maskeden daha fazlası var. 
Terasta geçirdikleri ufacık zamanın ardından Benedict aradığı kadını bulduğunu düşünür. Ta ki genç kadın adamı aklında tonlarca soruyla bırakıp koşar adımlarla balodan ayrılana dek...


Sophie Beckett da Benedict'den farksızdır. Hakkı olmadan davet edilmediği bir baloya geldiğini bilse de Benedict'le tanışmak genç kadın için hayallerinden de ötedir.
Sophie Benedict'in tahmin ettiği gibi bir aristokrat değildir. Aslında o da tam olarak ne olduğunu adlandıramıyor. Penwood Kontu'nun gayrı meşru kızı olmasının yanında hayatının ilk kısımlarında onun evlatlığı olarak tanıtılmış, babası öldükten sonra da kendini üvey annesine hizmetçilik ederken bulmuştur. 
O baloya katılmasıysa tam bir mucize gibidir. 
Ta ki ertesi gün üvey annesinin olanları anlayıp onu kapı dışarı etmesine kadar.

Kitap bu noktadan sonra iki yıl sonrasına atlıyor. Sophie taşrada bir evde hizmetçilik yaparken Benedict de o evdeki bir partiye davetlidir. Evin oğlunun tacizine uğrayan Sophie'yi Benedict kurtarır. 
Sonrasında genç kızı kır evine götürür... Tüm bunlar olurken Benedict Sophie'yi tanımaz. Bu durumu her ne kadar anlıyor olsa da kırgın hissetmesine engel olamaz Sophie ve tanıştıklarından bahsetmez. Hele ki  sosyal statüsü onunkinden bu kadar düşükken...

Bu noktadan sonra tahmin edersiniz ki çiftimiz arasında bir çekim oluşur. Kır evinde geçirdikleri birkaç günün ardından Benedict Sophie'ye metresi olmasını teklif eder. Bu Sophie'nin asla yapmayacağına yemin ettiği birşeydir, genç kız kendisi gibi gayrı meşru çocuklar doğurmak istemiyor. 
Onu ikna edemeyeceğini anlayan Benedict de genç kızı Londra'da annesinin evinde çalışmaya mecbur bırakıyor. 

Bu noktadan sonra tipik Bridgerton sevecenliğini okuyoruz. Ailenin birbirine bağlılığı ve sevgileri, o tatlı atışmaları okumaya değerdi. Ve sanırım bu yazarın aile içini bu kadar detaylı anlattığı ilk kitap. Zira Eloise, Francesca ve Hyacinth'i daha yakından tanıma şansımız var. Ve bir de Featherington kızları var; Penelope ve Felicity... 
Yazarımız kitabın sonlarına doğru Colin'in kırdığı potu bir sonraki kitapta bizlere anımsatacak, bu dediğimi bir kenara yazın :D

Neyse dönelim Benedict ve Sophie çiftine. Benedict sosyal statüsü ne olursa olsun Sophie'yle evlenmeye karar verdiğinde, ki bunda annesinin desteği büyük, Sophie'nin iki yıl evvelki baloda karşılaştığı gümüş elbiseli kadın olduğunu farkediyor. Ve öğrendiği bu gerçek kendini kandırılmış hissetmesine neden oluyor.
Bu noktadan sonra kızımızla aralarında pek de hoş olmayan bir diyalog geçiyor ve sinirle odayı terkeden Benedict'in ardından Sophie daha fazla orada kalamayacağına karar veriyor.

Genç kız tüm eşyalarını toplayıp gitmeye niyetlendiğindeyse hiç beklemediği bir sürprizle karşılaşıyor. Üvey annesinin onu rahat bırakmaya pek de niyeti yoktur.
Bundan sonrasını söylemeyeyim artık, neredeyse tüm kitabı anlattım :)

Doğrusunu söylemek gerekirse yayın evinin kitaplarda farklı çevirmenler kullanmasına sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Bence serilerdeki bütünlüğü korumak açısından çevirmen değişikliği yapmamak daha mantıklı bir tercih olurmuş. Ama diğer yandan şu da bir gerçek ki ilk kitaptaki kadar çok hata yoktu bu kitapta.
Diğer yandan Julia Quinn'in diyalog sever bir yazar olduğunu biliyoruz; lakin bence biraz abartmış bu kitapta.
Yani çok fazla konuşma vardı...
bu durum hayal gücünüze film izliyormuş etkisi yapabilir bu bir açıdan iyi bir şey; ama diğer yandan daha çok tasvir ve detaya da hayır demezdim doğrusu.

Karakterlerin özgünlüğü konusunda sıkıntı yoktu yine. Yani Anthony'nin sorumluluk timsali karakterinin aksine Benedict son derece kibar ve de dengeli bir tipti. Diğer yandan Kate ne kadar nüktedan bir karakterdiyse Sophie o denli vakur ve mantıklı bir karakterdi. 


Veee kapaklar...
Bu konuda artık bir şeyler söylememe gerek yok sanırım :) 

Kitap biterken yazarımız gizemli Leydi Whistledown hakkında da ufacık bir kapı aralıyor. 
İlk iki kitaptaki ip uçlarını birleştirdiğimizde bu gizemli yazarın çok da yaşlı olmayan bir cemiyet üyesi olduğu sonucunu çıkarmıştık. Ve de anlaşılan bu bayan Bridgertonlara çok da uzak bir yerde oturmuyor...
Odasının yeşil perdeleri konusunda da ben yazarın yalancısıyım :D

Sanırım bu kadarı serinin dördüncü kitabını okumak için yeterli merakı oluşturmaya kâfi :D

Kitaba puanım 8 :)
Keyifli okumalar...


4 yorum :

  1. Ama çok hızlısınn kıskanıyorumm :(
    Off azıcakta bana fırsatlar bol okumlar olsa keskee!
    Bu arada bu kadar çabuk çabuk okudun benide iyice meraklandırdın bu kitaplara!
    Sıradaki gelllsiiiin!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. uyku sıkıntısı çekmenin tek iyi yanı bu sanırım :) kitaplara vurdum kendimi...
      Sıradaki de bu akşama biter herhalde :D
      Bu arada umarım en kısa zamanda fırsat bulup okursun :)))

      Sil
  2. Ya inşallah bakalım ya okuyorumda eskisi gibi bitiremiyorum cabuk cabukk ıyy gıcık oldum kendimee!
    Yolda okuyabilsem keske iki saat boş boş geçmez ozamn :(
    Ne dertliymişim bende beee :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eee ama haklısın :) Bir de insan alışınca okumaya okumadığı zaman boşlukta hissediyor kendini :/
      Bir ara ben de tek kitap alamıyordum elime, ruhum huzur bulamadı o sıralar :D

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI