Eğer Yaşarsam-Gayle Forman || Kitap Yorumu

Kitabın Yazarı: Gayle Forman

Orjinal Adı: If I Stay
Seri Adı: If I Stay #1 (Esasında seri adı var mı emin değilim)
Çeviren:  Ayşe Belma Dehni
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Kitap Türü:  Yeni Yetişkin, Romantik, Dram
Yayınlandığı Yıl: 2013
Sayfa Sayısı: 256
ARKA KAPAK
Sıradan bir günde...
On yedi yaşındaki Mia, bir genç kızın isteyebileceği her şeye sahiptir: sevgi dolu bir aile, ona âşık bir erkek arkadaş, müzik ve olasılıklarla dolu parlak bir gelecek...
... bir saniyede her şey değişir...
Bir sabah ailesiyle yolculuğa çıkan Mianın hayatı bir anda altüst olur. Kendini, kaza geçirdikleri arabanın enkazından yaralı bedeninin çıkarılışını izlerken bulan genç kız, parçaları yavaş yavaş birleştirince neler kaybettiğinin ve geride bıraktıklarının farkına varacaktır. Hayat ve ölüm, mutlu bir geçmiş ve bilinmezliklerle dolu bir gelecek arasındaki ince çizgide yürüyen Mia, bir günde hayatının en önemli seçimini yapmak zorunda kalacaktır.
Eğer Yaşarsam, aşkın gücünün, ailenin gerçek anlamının ve yaptığımız seçimlerin dokunaklı hikâyesi…


O kadar çok olumlu yorum görmüştüm ki bu kitap hakkında... Yani tanıtımları yapıldığından beri okunacaklar listemdeydi. Ve nihayet okudum :)
Aslında yaklaşan sınavlarımdan dolayı okumaya ara vermeyi düşünüyordum ama dayanamadım... Kitap zaten pek kalın değil, başlandığı gibi bitirilenlerden. Yazarın kalemi son derece akıcı ve sade... 

Kitapta birinci tekil şahıs anlatım tercih etmişti yazar. Bence bu da hikayeyi çok daha inandırıcı ve samimi kılmıştı. Ki ben normalde üçüncü tekil şahıs anlatımları daha profesyonel bulurum ama bu kitapta yazarın tercihi rahatsız etmedi beni. 

Kitaba Mia'yla beraber karlı bir sabahta başlıyorsunuz. Kara pek alışık olmayan kasaba için olağanüstü hal ilan ettirebilecek derecede önemli bir olay kar yağışı :) Böylelikle okulların tatil olduğu haberi yayılır yayılmaz ailemiz güzel bir tatil günü planı yapıyorlar. Planlarını uygulamak için yola çıkmalarının ardından çok geçmeden Mia'nın hayatını derinden sarsan o olay gerçekleşiyor: Kaza geçiriyorlar...

Kazayı ve ardından olanları yine Mia'nın ağzından okumaya devam ediyoruz. 
Komadaki hastalarla ilgili sık sık ortaya atılan sav üzerinden oluşturmuş kurgusunu yazar. Mia ya da Mia'nın ruhu da diyebiliriz bedeninin dışında kazadan sonra olanları izliyor. 

Mia'nın gitmekle kalmak arasındaki çelişkisini, ailesinin kaybının hissettirdiklerini ve Adam'a olan aşkını okuyoruz. Arada geçmiş anılarından bahsederken ailesini daha iyi tanıyoruz. Ve kayıplarının acısını daha net anlamamıza neden oluyor bu... Annesi, babası ve sekiz yaşındaki çok sevdiği kardeşi Teddy'nin kaybı onun açısından vazgeçmek için öylesine iyi bir nedenki... Ama diğer yandan Adam'ın varlığı...
Okurken ben olsaydım kalır mıydım acaba diyorsunuz.

Yazar o kadar güzel bir aile tablosu oluşturmuş ki Mia için ve bunu kısacık kitapta o kadar iyi başarmış ki başarısını kutlamamak elde değil.
Pipo tüttüren, papyonlu ama aynı zamanda eski bir punkçı bir babayı düşünün mesela. Hayatının bir döneminde deri ceketler, metal aksesuarlar kullanan bu adamın bu keskin dönüşümünü öyle şirin anlatmış ki gözlerinizin önünde beliriveriyor Mia'nın babası. Aynı zamanda annesi de tabi...
Ve Teddy... Hep sekiz yaşında kalmaya mahkum olan o çocuk o kadar güzel ki Mia'nın anılarında, onu sevememek elde değil. 

Diğer yandan Adam'la ilişkileri, birbirlerine karşı hissettiklerinin yoğunluğu o kadar güzel aktarılmıştı ki.
Müziğe aşık iki gencin birbirlerine bağlanmasını pek de yadırgamıyor okuyan...
Ve elbette müzik...
Yazar o kadar güzel serpiştirmiş ki müziği kitaba etkilenmemek mümkün değil.
Müziğin kitaba bu kadar serpiştirilmiş olmasının nedeni elbette Mia'nın çellist, Adam'ın ise rock grubunda gitarist olması. Aynı zamanda Mia'nın babası uzun yıllar kendi punk grubunda bateristlik yapmış bir müzisyen. 
Ve bir şekilde yazar okuyanı sıkmadan, göze batırmadan müzikle kurguyu mükemmel bir şekilde harmanlamış. 

Kitabın sonunda yazarın seçtiği müziklerle ilgili yaptığı kısa açıklama çok güzel olmuş. Yine aynı şekilde kitap sonundaki notlardan yazarın yaşadığı bir olaydan esinlenerek kurguyu oluşturduğunu öğreniyoruz. 
Çok trajik bir olay anlatmasına rağmen gereksiz abartmalar yapmamış yazar. 
İstese sayfalar boyunca salya sümük ağlatabilecekken dozunda tutmuş işin dram kısmını.
Hatta kitabı kapattığınızda keşke daha fazla yazsaymış dedirtmiş. 


Kitabın yurtdışı edisyonları yukarıdaki gibi. Yayınevi orjinal kapaklardan birini kullanmış... Çok da iyi yapmış.
Ve işin açığı orjinal kapakların hepsi de birbirinden güzel bence...

Çeviriye gelecek olursam... Aslında genel itibariyle başarılı bir çeviriydi. Sadece Sineklerin Tanrısı kitabının Sineklerin Efendisi diye çevrilmiş olmasını yadırgadım biraz. Ki bahsi geçen kitap çeviri hatasını mazur göstermeyecek kadar edebi çeviri yapanların bilmesi gerektiğini düşündüğüm bir eser.

Tüm bunların ışığında kitaba puanım 9...

Bilindiği gibi kitabın devamı niteliğinde olan Sen Gittiğinde kitabı için de incelememi en kısa zamanda paylaşacağım :)
Keyifli okumalarınız olsun :)


2 yorum :

  1. Kitaplığımda var fakat bir türlü elim gitmiyor okumaya nedense. En kısa zamanda okunacaklarım arasında. ^^

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI