Beklenen Kitap, Beklediğim Kitap

ARKA KAPAK
Ahmed Arifin Leylâ Erbile gönderdiği mektuplardan oluşan bu kitap, edebiyat tarihçilerimize kuşkusuz önemli bilgiler sunmayı vadediyor. Yazıldıkları dönemin entelektüel ve yayın ortamını, Ahmed Arifin sürgün günlerini, yaşadığı siyasi baskıyı, içsel dünyasını ve en çok da aşkını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.
"Sabah gözlerimi sana açarım.
Akşam, uykularımı senden alırım. Nereye, ne yana dönsem karşımda mutluluğun o harikulade başdönmesini bulurum.
Böyleyken gene de şükretmem halime, hergelelik, açgözlülük eder, seni üzerim. Aklıma gelmezki seni usandırır, sana gına getiririm. Sana dert, sana ağırlık sana sıkıntı olurum. Nemsin be? Sevgili, dost, yâr, arkadaş... hepsi. En çok da en ilk de Leylâsın bana. Bir umudum, dünya gözüm, dikili ağacımsın. Uçan kuşum, akan suyumsun. Seni anlatabilmek seni. Ben cehennem çarklarından kurtuldum. Üşüyorum kapama gözlerini..." 



Daha gazetede makalesini gördüğüm an almaya heves ettiğim kitap... Kitap çıktı çıkmasına ya benim okumak için beklemem gerek; zira yaklaşan sınavlarım, çalışmam gereken derslerim ve hepsinden önemlisi çalışacağıma dair verdiğim sözlerim var. 

Yine de bir heveslenme yazısı eklemeden edemedim.

Yani bu kitap mühim...




Daha Ahmed Arif'in gizli aşkının Leyla Erbil olduğunu duyar duymaz şaşırmıştım.

Evvela böyle büyük bir aşk nasıl gizli kalabilmişti ona şaşmıştım; aşk konuşulmak istiyor çünkü.

Aşığın içi öyle dolu oluyor ki maşuğuyla, dil durmadan, soluklanmadan ondan bahsetmek istiyor. Tanıdığına, tanımadığına... Neyse efendim bunlar derin mevzular.



54'den 59'a kadar 5 sene mektuplaşmış iki yazar. 

Ahmed Arif derin bir aşk duyarken Leyla'sına, Leyla Erbil yalnızca dost olarak görmüş usta şairi; gerçi ben okuduğum makalelerin yalancısıyım. Yine de içimde inceden bir ses kendisine 'LEYLİM' diye hitap edilen bir kadının sadece 'dost' olarak görüyor olmasını anlayamadığını fısıldıyor. Zira mektuplarda hitaptan ötesi var, okuduğum alıntılarda yüreğime işledi satırlar. 



Beni üzen noktalardan biri de Leyla Erbil'in yazdığı mektupların kayıp olması...

O nasıl hitap ediyordu ünlü şaire, neler kaleme aldı onun hislerine karşılık merak ediyorum açıkçası. 

Leyla Erbil ömrünün son günlerine kadar çalışma masasının çekmecesinde özenle saklamışken mektuplarını, Ahmed Arif'e giden mektupların akıbeti ne oldu? Keşke cevaplanabilse bu sorular...


Diğer yandan okuduğum birkaç alıntıyı da paylaşmadan geçemeyeceğim:



“İlk sen mağlûp ettin beni” 


"Sen ister dostum ol ister sevgilim, yeter ki hayatımda ol. Sen bana geldikçe sana ihtiyacım olacak. Senden başka hiçbir isteğim yok.”


“Sık sık mektubunu okuyorum, hoşuma gidiyor. Dinç ve umutlu oluyorum. Ne bileyim, tiryakilik diyeceğim ama öyle de değil. Hiçbir şekilde başkaca, giderilemeyecek bir susamam var, işte onu gideriyor, sarıyor… Bir ayağı karakolda bir ayağı mapuslarda bir oğlan. Tembel hem de. Serseri hem de. İşi gücü sevmek, yanmak ve yanmak. Ama ben gene seni sevecektim, gene sana yanacaktım.”



"Şunu da bir iyi belle: Benim için çok mühim olan, sana aşık olmak veya aşık olmadığımı bağırıp yırtınmak değildir. Aslolan; seni kırmamak, üzmemek, kaybetmemektir. Anladın mı canım?"


"Hani milâttan önce, sonra diye bir deyim var ya! Kızmazsan, küfretmezsen, 'Leylâ’dan önce’, 'Leylâ’dan sonra’diye başlatıcam takvimimi"


"Herhal, ,insanoğlu için duygun bir yeterliği olan her evren parçası için, en koygun, en azaplı ceza, senden ayrı düşmektir"


"Ah bu rezil dünya seni tanısa, seni öğrense, seni anlasa…Kurbanın olurum Leylim, kendini üzme, boşu boşuna haksız yere kendini üzme, kurtar kendini. Bak yanında ben varım. Seninle olduktan sonra yapamayacağım ne vardır? Önce kendine inan, kendini sev, sonra bana bel ver, bana yaslan, bak yaşaman nasıl asli cevherini gösterecek. Üzme hiç kendini, ölürüm sonra. Ölmek, hiçbir şey değil. Sen böyle canlı,sıcak,dost, aziz ve en güzeli sevgiliyken ölmek, acı da olsa katlanılır. Ama senin bu bedbin halini görmek… İşte mesele burada, artık tek bir mısra yazamam, bir satır uyku uyuyamam. ”


“Kimselere mecbur olmadım, olmam da. Yiğitliğim ve rivayet olunan erkekliğim, bundandır.. Ama senin mecburun olmak, beni hiç mi hiç küçültmüyor. Aksine yüceltiyorsun, insan ediyorsun, yaşatıyorsun..”


"Bak nerelere aldın götürdün..Utanmalı, küfretmeli, kendimi öldürmeliyim; bu uzak, manasız ve korkunç düşleri sana nasıl yanaştırabildim diye.. Sen ki bir yaşama anıtı olabilirsin. Affet bu ‘anıt’ lafı soğuk,yakışık almadı. Dur bakalım, bir kelime bulmalıyım. Rüya! Ne güzel. hem de kalemden akan bu sızı kadar gerçek.."


“Canım Benim,
Bilir misin, ” canım ” dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep.”


"özledim diyebiliyorum ya, yeter bana. evet özledim seni. hastalıklar,musibetler, uzak kalsınlar sana. 
yerine, ne çekeceksen ben çekeyim. yerine ne belâ bulacaksa beni bulsun. kadalar beni alsın. kurban başan. başan dönüm. kadan alım. cümle dünyalıkları senin ayağının dırnağına kurban ederem. bir havan, bir tutumun var ki âb-ı hayata bile değişmem."

"Nemsin be? Sevgili, dost, yar, arkadaş… Hepsi. En çok da, en ilk de Leylasın bana. Bir umudum, dünya gözüm, dikili ağacımsın. Uçan kuşum, akan suyumsun. Seni anlatabilmek seni. Ben cehennem çarklarından kurtuldum, üşüyorum kapama gözlerini."




Ah be adam! Nasıl sevdin sen?
Dikili ağacımsın... Bana böyle hitap eden bir adam dostum olamaz benim... Fazla mı romantiğim nedir :)
Ama şu hitaplara baksanıza... Şu satırlara... Kelimelerden damlayan, sızan duygulara...
Ah ah... Okunacaklar listemin başındasın kitap! 


Kitapla ilgili başkaca makaleler ve incelemeler okumak isterseniz sizleri şöyle alalım:








Keyifli okumalarınız olsun :)






Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI