Umutsuz-Colleen Hoover || Kitap Yorumu



Kitabın Yazarı: Colleen Hoover
Orjinal Adı: Hopeless
Seri Adı: Hopeless Serisi #1
Çeviren:  Kübra Tenekeci
Yayınevi: Epsilon Yayınevi
Kitap Türü:  Aşk, Günümüz Aşk
Yayınlandığı Yıl: 2013
Sayfa Sayısı: 429
ARKA KAPAK

Lise son sınıf öğrencisi olan Sky çapkınlığı kendi şanıyla yarışan Dean Holderla tanışır. İlk karşılaştıkları andan itibaren Holder onu hem korkutur hem de cezbeder. Ona dair bir şeyler, Skyın derinlere gömmek için çok uğraştığı sıkıntılı geçmişine ait anılarını ateşler. Sky ondan uzak durmaya kararlı olsa da Holderın kararlı tutumu ve esrarengiz gülümsemesi savunmasını yerle bir edip aralarındaki bağın güçlenmesini sağlar. Ama gizemli Holderın sakladığı sırlar vardır, bu sırlar ortaya çıkar çıkmaz Sky sonsuza kadar değişir ve güven duygusu gerçekler karşısında yenilgiye uğrar.
Sky ve Holder ancak çıplak gerçeklerle cesurca yüzleşerek yaralarını iyileştirebilecek ve sınır tanımadan yaşayıp birbirlerini sevebileceklerdir.

Umutsuz nefesinizi kesecek, merakınızı uyandıracak size ilk aşkınızı hatırlatacak bir roman.

Sınav dönemi okuyamadıklarımın acısını çıkarıyorum resmen, bu ara bir okuyasım var ki sormayın. Bildiğim tek kafa dağıtma yöntemi bu çünkü, bunun da etkisi büyük...  Neyse efendim hemen kitaba geçiyorum ben lafı uzatmadan.

Başlarda, ki bu ilk 100 sayfa falan, sıradan bir kitap okuyorum izlenimine kapıldıysam da yazar beni şaşırtmayı başardı. Öncelikle şunu söylemem gerek; yazar okuyucunun aklındaki soru işaretlerini taze tutarak ve olayları acele etmeden azar azar aydınlattığından okurken kesinlikle sıkılmıyorsunuz. Aksine bir sonraki sayfada neler olduğunun merakı içinde buluyorsunuz kendinizi. Ki yazarın arada geçmişten minik kesitler sunması kitaba çok hoş bir etki katmış. 
Araştırmalarım sonucu öğrendim ki Umutsuz yazarın ilk romanı değilmiş, ki bu kesinlikle belli. Pek çok ilk romandaki gözden kaçırılan detaylara bu kitapta rastlamadım ben. Onun dışında anlatımın son derece yalın ve sürükleyici olduğunu da hemen belirteyim. Ki bunda çevirmenin de katkısı göz ardı edilmemeli. Çevirmen de son derece başarılı bir iş çıkarmış...

Dublin Caddesi-Samantha Young || Kitap Yorumu



Kitabın Yazarı: Samantha Young
Orjinal Adı: On The Dublin Street
Seri Adı: On Dublin Street #1
Çeviren:  Deniz Ece
Yayınevi: DexPlus
Kitap Türü:  Aşk, Yetişkin Aşk, 
Yayınlandığı Yıl: 2013
Sayfa Sayısı: 364
ARKA KAPAK
Joss geçmişte yaşadığı acıları bir kutuya kilitleyip her şeyi unutmak için Amerikadan iskoçyaya yerleşmişti ve şimdi yeni bir ev arıyordu.
Bulduğu ev Dublin Caddesindeki havalı binalardan birindeydi.
Yolda bir adamla karşılaştı.
Takım elbiseli, bronz tenli, çıldırtıcı İskoç aksanlı, maço tavırlı, seksi bakışlı Bradenla.
Joss, Bradenın her zaman kolunda taşıdığı Barbşe kılıklı kızlardan biri değildi, olmaya da hiç niyeti yoktu. 
Ama insan arzularına nereye kadar gem vurabilir? 
Kalbiniz başka, beyniniz başka şey söylüyorsa, hangisinin sözünü dinlesiniz?
Trajedi. Seks. Tutku. Kahkaha. Kıskançlık.
#1
New York Times Bestseller
The Wall Street Journal Bestseller
Amazon Bestseller
USA Today Bestseller
Ve 30 ülkede milyonlarca okuyucuya ulaşmış, son yılların en çok konuşulan aşk hikayesi.

 İlk çıktığı günden beri okuma listemde yerimi almış bir kitaptı Dublin Caddesi esasında ama ancak fırsat oldu. Bestseller oluşunun hakkını verircesine dün gece 3'e kadar uyutmayıp kendini de bitirtti. Seviyorum böyle hemen biten kitapları :)

Jocelyn 14 yaşındayken tüm hayatını sarsacak bir travma yaşar. Gayet sıradan gibi başlamış bir gün okula gelen iki polis ve bir sosyal hizmetler görevlisinden ailesinin öldüğü haberini alır. Hiç beklemediği anda aldığı bu haberle sarsılan Jocelyn bundan bir sene sonra da en yakın arkadaşının ölümüyle sınanır. O günden sonra da hiçbir şey eskisi gibi olmaz genç kız için. 

On sekizine kadar koruyucu ailelerin yanında kalan Jocelyn'in acısıyla baş etme yöntemi ailesi hiç olmamış gibi davranmak olur. 
Üniversiteyi bitirdiği yıl ev arkadaşı ve sevgilisi Londra'ya taşınınca Jocelyn'in yeni bir ev bulması gerekir. Böylelikle yolu Ellie ile kesişir. Esasında Ellie'den daha evvel ağabeyiyle.

Gelin Avcısı - Amy Appleton || Kitap Yorumu

Kitabın Yazarı: Amy Appleton

Orjinal Adı: The Bride Hunter
Çeviren:  Zehra Tapunç
Yayınevi: Altın Kitaplar Yayınevi
Kitap Türü:  Romantik Komedi, Çik-Lit, Aşk
Yayınlandığı Yıl: Mart 2012
Sayfa Sayısı: 416



ARKA KAPAK


Sonsuz kovalama...
Becca Orchard Londralı milyarder erkeklerin çöpçatanlar kraliçesidir.
Zengin ve yakışıklı erkekler mükemmel eşlerini bulabilmek için Aşk Tanrısı Eros ile St. Valentineı oynayan Beccaya güvenirler.
Becca başkaları için aşkı kovalarken ısrarcıdır. Ancak kendisi ile ilgili hiçbir beklentisi yoktur. İki yıl önce eski sevgilisi tarafından terk edildiğinde çöpçatanlığa başlamış ve o zamandan beri de aşkla işi asla birbirine karıştırmamaya özen göstermiştir.
İşiyle ilgili hiçbir sorunu yoktur.
Ta ki uzlaşılmaz bir müşteriyi kabul edene dek... Gelin Avcısı kalbinin yeniden çarpmasına izin verecek midir?

Uzun bir zaman internet alışveriş sitelerinde alınacak listemde kaldı bu kitap, muhakkak biri önermiştir de kim önerdi hatırlamıyorum. Hatırlarsam bir daha onu ciddiye almayacağım zaten :)
Şaka bir yana pek de içime sinen bir kitap olmadı Gelin Avcısı, beklentimin altında kaldı hatta.

Becca bir çöpçatan... Ama öyle bildiğiniz çöpçatanlardan değil, o bir profesyonel. Psikoloji eğitimi almış, üzerine yetenek avcılığı yapmış bir genç kadın karakterimiz. Ama hayatındaki bir kırılma sonucunda kendini profesyonel Eros olarak buluveriyor. Görevi erkeklere idealleştirdikleri kadınları bulmak ve tanışmalarına vesile olmak. Üstelik, her ne kadar annesi aksini düşünüyor olsa da işinde başarılı da.

Leylim Leylim - Ahmed Arif'ten Leyla Erbil'e Mektuplar || Kitap Yorumu



Kitabın Yazarı: Ahmed Arif

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Kitap Türü: Mektup
Yayınlandığı Yıl: 2013
Sayfa Sayısı: 208
ARKA KAPAK
Ahmed Arifin Leylâ Erbile gönderdiği mektuplardan oluşan bu kitap, edebiyat tarihçilerimize kuşkusuz önemli bilgiler sunmayı vadediyor. Yazıldıkları dönemin entelektüel ve yayın ortamını, Ahmed Arifin sürgün günlerini, yaşadığı siyasi baskıyı, içsel dünyasını ve en çok da aşkını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.
"Sabah gözlerimi sana açarım.
Akşam, uykularımı senden alırım. Nereye, ne yana dönsem karşımda mutluluğun o harikulade başdönmesini bulurum.
Böyleyken gene de şükretmem halime, hergelelik, açgözlülük eder, seni üzerim. Aklıma gelmezki seni usandırır, sana gına getiririm. Sana dert, sana ağırlık sana sıkıntı olurum. Nemsin be? Sevgili, dost, yâr, arkadaş... hepsi. En çok da en ilk de Leylâsın bana. Bir umudum, dünya gözüm, dikili ağacımsın. Uçan kuşum, akan suyumsun. Seni anlatabilmek seni. Ben cehennem çarklarından kurtuldum. Üşüyorum kapama gözlerini..." 

Evet evet... Okudum da geldim aferin bana!
Sınavlarımın bittiği gün dönüş yoluna koyulmadan, yolda başlayayım diye aldım kitabı; ama en çok da okuduktan sonra 'biri'ne hediye etmek için.
Elimde fosforlu kalemim, ki ben çok az kitabı çiziktirerek okurum, pür dikkat başladım Ahmed Arif okumaya.
Eğer zaten benim gibi Ahmed Arif şiirlerini seven biriyseniz kitabı çok beğenirsiniz emin olun.
Riyadan arınmış, samimi duygular okuyanı etkisi altına alıyor hemen.

Kitapla ilgili daha evvelden bir paylaşım daha yapmıştım malum; alıntılara falan fazlasıyla yer vermiştim. 

O yüzden tekrardan alıntı paylaşmak istemiyorum çok fazla. 

(KIŞ) Okuma Şenliği


Merhabalar,
İlkini gördüğümde katılmaya heveslenmiş ama sonra vazgeçmiştim. İkincisini de geç fark ettim ama bu kez katılayım dedim kendi kendime.

Eminim pek çoğunuz haberdarsınızdır Sevgili Pinuccia'nın etkinliğinden. 
Daha detaylı bilgi edinmek isteyenleri ŞÖYLE alalım :)
Benim Kış Okuma Şenliği'ndeki seçimlerim ise aşağıdaki gibi, umarım tüm kategorileri tamamlayabilirim. 

1. Kategori (10 puan): Altın Kitaplar Yayınevi’nden çıkan bir kitap okuyanlara.

Gelin Avcısı-Amy Appleton (Altın Kitaplar, 413 syf)

2. Kategori (10 puan): Kütüphaneden ödünç alınmış veya sahaftan satın alınmış bir kitap okuyanlara.

Sonsuz Sevgilerimle-Julia Quinn (Epsilon Yayınları, 356 syf) 

Kitabı milli kütüphaneden ödünç aldım :)

3. Kategori (10 puan): Adında bir hayvan adı olan bir kitap okuyanlara.

Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm-Zülfü Livaneli (Remzi Kitapevi ,221 syf)


4. Kategori (15 puan): 600 sayfadan uzun bir kitap okuyanlara.

Yalnız Gözlerin İçin-Fatih Murat Arsal (Ephesus Yayınları, 776 syf)

5. Kategori (15 puan): Nobel Edebiyat Ödülü kazanmış bir yazarın bir kitabını okuyanlara.

Masumiyet Müzesi-Orhan Pamuk (İletişim Yayınları, 592 syf)

6. Kategori (15 puan): Türk edebiyatında klasik kabul edilen bir roman okuyanlara.

Sinekli Bakkal-Halide Edip Adıvar (Can Yayınları, 424 syf)

7. Kategori (15 puan): Hiç okumadığınız bir ülke edebiyatından bir kitap okuyanlara.
Tanrının Unutulan Çocukları-Craig Silvey (Avusturalya Edebiyatı) (Martı Yayınları, 448 syf)

8. Kategori (20 puan): Sinemaya uyarlanmış bir kitabı okuyup filmini izleyenlere.

Düşler Bahçesi-Benjamin Mee (Callisto Kitap, 286 syf)

9. Kategori (20 puan): Adında kış mevsimine ilişkin bir sözcük olan veya konusunda kış teması olan bir kitap okuyanlara.

Yağmur Sonrası-Sarah Joi (Arkadya Yayınları, 352 syf)

10. Kategori (25 puan): Yasaklanmış bir kitap okuyanlara.

Darağacında Üç Fidan- Nihat Behram (Everest Yayınları, 221 syf.)
şimdilik bu kitaba karar verdim ama değişebilir.

11. Kategori (25 puan): Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk hakkında yazılmış bir kitap okuyanlara.

İki Aşk Arasında Atatürk-Nesrin aydemir (Nokta Yayınları-320 syf.)
bu kitabın da değişme olasılığı yüksek

12. Kategori (25 puan): Yayınlanmış en az beş kitabı olan bir yazarın ilk kitabını veya romanını okuyanlara. [Bu kategoride kitap bulmada sıkıntı çeken çok olduğundan biraz esnettim kategoriyi]

Kuyucaklı Yusuf-Sabahattin Ali (İlk Roman - 1937) (YKY, 290 syf)

13. Kategori (25 puan): Bir biyografi veya otobiyografi okuyanlara.

Füreya-Ayşe Kulin (Everest Yayınları, 424 syf)

14. Kategori (30 puan): Okuma yazmayı öğrendiğiniz yıl ilk kez yayınlanmış bir kitap okuyanlara.

Aşk İşaretleri-Latife Tekin ((Everest Yayınları, 109 syf)
ya da
Uzak-Oruç Aruoba (Metis Yayıncılık, 134 syf)
arasında kaldım bu kategoride. Sanırım ikisinden birini okuyacağım. Yalnız iki kitap da 200 syf sınırının altında :(

1995 de basılan kitapları bulmak ne kadar zormuş öyle... Yazar üzerinden araştırma yaptım resmen :) Başka seçenek bulursam değişebilir bu kitaplar da.

15. Kategori (40 puan): Bir üçleme veya aynı seriden üç kitap okuyanlara.

Bridgerton Serisinden üç kitap okuyacağım.

Yüreğe Söz Geçmiyor (Epsilon Yayınları, 368 syf)
En Çok Beni Sev (Epsilon Yayınları, 416 syf)
Son Söz Aşkın (Epsilon Yayınları, 416 syf)

Toplam 1200 syf


Ey Öğrenci; Evlen, Sen de Kurtul Biz de!


Az evvelki yazımda da bahsettim Kredi Yurtlar Kurumu'nun yaptığı düzenlemeden...
Bu düzenlemeye göre eğitim hayatı devam ederken evlenen üniversite öğrencilerinin kredi borçları silinecek.
Eee efendim milyonlarca işçinin kıdem tazminatının üzerine bir nefeste kalem çeken bu zihniyet öğrencisinin borcunu mu silemeyecek, güldürmeyin insanı. Bir nefeste silinir elbet o borçlar; siz hele o 'Evet'leri bir deyin.

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İSTEYENLERİ BÖYLE ALALIM:
TIKKKKKKKKKKK

KIZLI ERKEKLİ DEDİLER GELDİK...


Zihniyetin bu kadarı PES dedirtir artık! Yani gündemde öyle açıklamalar dönüyor ki yenilir yutulur cinsten değiller. Bu haberlerin altında bir parça gündemi değiştirme niyeti yatıyor herkes farkında; ama yine de konuşulması ve üzerinde durulması gereken meseleler bunlar. Bir 'Kızlı Erkekli' söylemidir gidiyor... Yok aynı evde kalıyorlarmış da yok fuhuş ihbarları geliyormuş da vs. vs... Açıklamaların hedefi kim: Üniversite öğrencileri...

Gezi Direnişi, hemen ardından ODTÜ olayları... Gördüler ki gençlik susmuyor, düşünüyor, biat kültürüne karşı çıkıyor, ayaklanıyor, hakkını arıyor... Nasıl susturulur bu gençler? Buldukları yöntem bu belli ki... Halkta sorgulama bilinci oluşturmaya çalışan bu gençleri, yine aynı halka 'Tüh, Kaka' deyip karalamaya çalışıyorlar. 
Gençlerin uzun yıllar uğraşıp halkın gözündeki o kalıplaşmış öğrenci profilini silmeye çalışmasının üzerine yapılıyor bu açıklamalar. Neymiş efendim; kızlı erkekli kalınıyormuş öğrenci evlerinde. 

Öğrenci yaşamını tecrübe etmiş biri olarak yazmasam, konuşmasam olmazdı. 
Bunu tecrübe etmemiş biri olsaydım da susamazdım gerçi o ayrı...
Evvela nedir bu öğrenci evi mevzu gelin onu bir irdeleyelim:

Üniversitede 'Evde kalıyorum' ben derseniz hemen ardından size bir soru yöneltilir:
'Özel evde mi kalıyorsun, cemaatte mi?'
İşte Sayın Başbakan'ın kıskacına takılanlar bu ÖZEL evler, zira cemaat evinde kızlı erkekli kalınmaz(haşa)
Cemaat evlerinde kızlı erkekli kalınmaz ama oradaki kızların da her normal insan gibi flörtleri olur, olmalıdır da. Onlar da dışarı da erkek arkadaşlarıyla gezip tozarlar. Yeri gelir erkek arkadaşlarının evine gidip bir çay içebilirler. Bir kap yemek pişirebilirler...
Böyle yazınca sanmayın ki 'onların türbanlı bacılarına' laf atıyorum; aksine ben başı örtülü kardeşlerimin de sağlıklı bireyler olarak flört edebileceklerine dikkat çekiyorum.

Özel evlerde de durum pek farklı değildir. Nasıl aile evinde misafir ağırlanıyorsa öğrenciler de aldıkları aile terbiyesince misafir ağırlarlar. Arkadaşları gelir bir çay içerler, ders çalışırlar. Yurtta kalan arkadaşlarına sıcak bir tas çorba yaparlar mesela. Ki o kampüsleri ayrılan devlet yurtlarında, kafalar kampüsleri ayırmaya değil de yemekhanelerin iyileştirilmesine yorulsaydı o çocuklar bir tas adam akıllı çorba için arkadaş evine gitmezlerdi. Neyse mevzumuz bu değildi...

Ne diyorduk öğrenci evleri...
O evlerde yatıya da misafir ağırlanır, vardı öyle arkadaşlarım.
Şehir dışından sevgilileri gelir mesela o öğrenci arkadaşların, öğrenci bütçesi dışarıda konaklamayı karşılamaz evinde ağırlarsın. Ama bu demek değildir ki aynı çatı altında kalan iki genç illaki bugün ima edilenleri yapacak.
Gençlerimiz sevişmeden de sevmeyi biliyorlar Sayın Başbakanım.
Yani misal 'Ben kız kardeşime yapılmasını istemediğim hiçbir şeyi sevgilime yapmam' diyen adamlar var.
Nesli tükenmedi o türlerin.
Kaldı ki, tutun seviştiler...
İki kişi arasındaki en MAHREM paylaşımı dile getirmek kimsenin haddi de değil, görevi de...
Bahsi geçen insanlar reşitler ve kendi kararlarını verip kendi doğrularıyla yaşayabilirler. 
Sonuçta herkesin NAMUSU da NAMUS ANLAYIŞI da kendine...
Bunları  kirli MUHAFAZAKAR-DEMOKRAT anlayışınızla yargılamayın rica edeceğiz; zira biz ne MUHAFAZAKARlar gördük, sizinki düpedüz YOBAZlık.
DEMOKRASİyi ise hiç ağzınıza almayın lütfen. Çünkü siz size oy veren %50 yi her demeçte gözümüze sokarken, sokaktaki iki kişiden biri benim arkamda derken katlediyorsunuz o terimi. O iki kişinin ortasında durup size oy vermemiş olana sırtınızı dönüyorsunuz, yok sayıyorsunuz. Sizin bahsini ettiğiniz ÇOĞUNLUK DEMOKRASİSİ... Siz AZINLIK saydığınız o %50 ye yaşam hakkı tanımıyorsunuz.
Hani diyorsunuz ya "Hiç kimsenin özel hayatına müdahale etmiş değilim"
diye işte orada bir çelişkiniz var. 



YAZININ DEVAMINI OKUMAK İSTEYENLERİ BÖYLE ALALIM:

Birinci Öğrenci Velisi Olma Deneyimim


Gün gelip de veli toplantısıyla ilgili post yazacağım asla gelmezdi aklıma :) Ama gelin görün ki şaka maka yazıyorum...
Efendim eğitimci falan değilim yanlış anlaşılmasın; kuzeninin veli toplantısına katılmak zorunda kalmış bir zavallıcığım :)
Lise bıraktığım gibiydi demek isterdim ama pek öyle değildi, yeni nesil liseliler bizim dönemimizden epey farklılar. Eeee zaman değişiyor ben de yaşlanmışım epey sanırım :D Neyse konu bu değil, ben döneyim toplantıya...

Doğduğu günü anımsadığım minnak kuzenimin veli toplantısına gidebilir miyim acaba diye sorulduğunda 'ne var canım giderim' demiştim dün akşam. Ben ne bileyim minnak kuzenimin öğrencilik hayatının benimki gibi olmadığını :)

Evvela toplantının başında öğretmenimiz kılık kıyafet yönetmeliğinden bahsederken her kulağına 5'er küpe takan bir kızcağızdan bahsetti; meğer o kızcağız bizim kızcağızmış. Tabi bir de sıra bana gelip de kızımızın adını söylediğimde öğretmenin yüzünde derin bir kederle 'İşte o küpeli kız sizinki' demesi apayrı bir trajedi. 
Ki o kadar velinin acıyan gözlerle bana bakışlarını atlıyorum. 'Vah vah, onların kızıymış' bakışlarına, 'Allah'tan bizimki değilmiş' minneti karışmıştı... Meğer benim minnak kuzenim, her kulağa 5'erden 10 küpeyle okula gitmeyi alışkanlık haline getirmiş. 
Kıyafet serbest bırakılırken takıların haklarını korumayı unutmuş olacak ki yetkililer küpeler geçememiş özgürlük sınırını. Yahu geçemesinler de zaten, hani derdim o değil. Kılık kıyafette serbestlik getiren zihniyetin ürünü bunlar az biraz da.
Çocuk çantaya attığı küpeleri okulda takıyorsa anne baba ne yapsın. Zavallı teyzemin çocuğun kulağında küpe gördüğü yok ki uyarsın! Ah be çocuk, ağırlık da mı yapmıyor o halkalar kulaklarına!

Neyse efendim ben tam iyi bir şeyler duymayı umut edip, küpe felaketini hazmetmeye çalışırken öğretmen bir de demesin mi 'Derslere de çok ilgisiz' diye.
Hani hem küpeli, hem ilgisiz... Olacak şey mi :)
İşin şakası bir yana bir de bu çocuk öğretmen masasının hemen önünde oturuyormuş. Ki bilirsiniz o sıranın stratejik önemini...
Yani o sırada oturup öğretmeni dinlememek de büyük başarı, bizim kız muvaffak olmuş. 

Toplantının tek iyi haberi yarım gün devamsızlıktı, ki Allah'tan okuldan kaçmamış bir de onu duysam kalpten giderdim herhalde. 
Kısa günün kârı bir güzel notlar çıkardım kendime :)

Evvela gelecekteki çocuğuma not:
- Ne olursun evladım veli toplantılarında beni bu denli rezil etme! Hani üstün başarıyı geçtim, gidip de kuzenime çekme, annene çek sen :)

Kendime not:
-Çocuğunun başarısız olma ihtimalini hazmet, her daim arkasında durmayı bil!
(Şu an bu konuda sınıfta kalırım)

Bu postu okuyanlara not:
-Çocuk sizin değilse eğitim ve haylazlık durumundan haberdar olup öyle kabul edin toplantıya gitmeyi.
Sonu hüsranla sonuçlanabilir.

Kuzenime not:
-Her ne kadar bu yazıyı okumayacak olsan da çıkar o küpeleri kafanı kırmıyım :)


Sabah Uykum-Ahmet Batman || Kitap Yorumu


Kitabın Yazarı: Ahmet Batman
Yayınevi: Destek Yayınları
Kitap Türü: Deneme(?)
Yayınlandığı Yıl: 2013
Sayfa Sayısı: 224


ARKA KAPAK

Belki bir kitabın aynı sayfasında ağlamışızdır. İşte bu haberimiz olmadığı halde dünyanın en güzel karşılaşması olabilir. 
Ben anlam veremiyorum yani neden bittiğine değil madem bitecekti neden bu kadar hevesli başladık? Ben ikimizdeki bu hevese anlam veremiyorum. Ne oldu bize bilmiyorum ama iyi şeyler olmadığını çok iyi biliyorum. Ya çok yanlış zamanda karşılaştık ya da hiç karşılaşmaması gereken iki insandık. Biz neydik bilmiyorum. Sevgili desem değil, aşık desem değil bildiğin rastlantıydık işte ondan öte gidemedik.





Ahmet Batman'ın ikinci kitabı...
İlkinden daha kolay okundu, daha çok beğenildi hemen belirteyim.
Daha fazla cümlenin üzeri fosforlu kalemle boyandı. 
Boyanmakla da kalmadı bir de paylaşılmak üzere bir yana ayrıldı :)
İlk kitaba göre daha profesyonelceydi; ama yine de eksikleri vardı.

Soğuk Kahve-Ahmet Batman || Kitap Yorumu



Kitabın Yazarı: Ahmet Batman
Yayınevi: Destek Yayınları
Kitap Türü: Deneme(?)
Yayınlandığı Yıl: 2013
Sayfa Sayısı: 224


ARKA KAPAK
Sıcacık bir kahveden yükselen güzel kokular eşliğinde keyifli bir okuma vaat ediyor Soğuk Kahve.
İronik ve mizahi olduğu kadar keskin bir dil. Belki de çoğumuzun gündelik hayatında olan konuları anlatırken sizi ters köşeden bir bakış açısına yatırıp golü ustalıkla atıyor. Hınzır bir zekânın ürünü olan cümleleri sizi gülerken duygulandıracak, çoğu zamansa hayretler içinde bırakacak. 
Kahraman Tazeoğlu
Batman kendi deyimiyle numune bir adam. En azından yazdıkları öyle. Kolay kolay kimseden duyamayacağınız, cesaret isteyen şeyleri açıkyüreklilikle söylüyor okura. Özellikle kadın erkek ilişkilerinin üzerindeki pembe tozu üfleyip altında yatan siyahları ve beyazları soğukkanlılıkla gösteriyor. Ne her erkek bir Romeo, ne de her kadın bir Juliet.
Ertürk Akşun
Topuklu ayakkabı mı yoksa ben mi?
Bir kadını zorlayan bir soru olabilir.
Çikolata mı ben mi? sorusu kadar olmasa da zorlar.
Sizler topuklu ayakkabısı ayaklarını vuran kadınlarsınız.
Topuklarınızın altında kâğıt mendiller var.
Bazılarınızın gözyaşlarını silen mendiller işte, yabancı değiller.
O mendiller hep canınızın yandığı yerlerde...
Çok adisiniz pembe rujlar, çekici kılıyorsunuz dudakları.


Dikkatli gözlerden kaçmayacağı üzere kitabın türünde soru işareti barındıran bir deneme yazıyor.
Çünkü ben bu kitabı kategorize edemedim. Direkt kitabın türü şudur diyemiyorum; roman değil, öykü kitabı hiç değil, en makbulü deneme demek ki o türü de tam olarak kapsadığından emin değilim. Kitabımız aşka ve hayata dair satırlar barındırıyor kısacası.
Hani bazen içinizdekiler dolar dolar taşar da birkaç kelime karalarsınız ya bir yerlere kendinizle konuşur gibi tam da öyle işte. 
Yazar bir nevi kendi iç seslerine dahil ediyor okuyanı...
Ki hâlâ okumadıysanız pek çok yerde alıntılarına denk gelmişliğiniz vardır.
Zira benim de kitabı almama sebep bu alıntılar oldu.

Beklenen Kitap, Beklediğim Kitap

ARKA KAPAK
Ahmed Arifin Leylâ Erbile gönderdiği mektuplardan oluşan bu kitap, edebiyat tarihçilerimize kuşkusuz önemli bilgiler sunmayı vadediyor. Yazıldıkları dönemin entelektüel ve yayın ortamını, Ahmed Arifin sürgün günlerini, yaşadığı siyasi baskıyı, içsel dünyasını ve en çok da aşkını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.
"Sabah gözlerimi sana açarım.
Akşam, uykularımı senden alırım. Nereye, ne yana dönsem karşımda mutluluğun o harikulade başdönmesini bulurum.
Böyleyken gene de şükretmem halime, hergelelik, açgözlülük eder, seni üzerim. Aklıma gelmezki seni usandırır, sana gına getiririm. Sana dert, sana ağırlık sana sıkıntı olurum. Nemsin be? Sevgili, dost, yâr, arkadaş... hepsi. En çok da en ilk de Leylâsın bana. Bir umudum, dünya gözüm, dikili ağacımsın. Uçan kuşum, akan suyumsun. Seni anlatabilmek seni. Ben cehennem çarklarından kurtuldum. Üşüyorum kapama gözlerini..." 



Daha gazetede makalesini gördüğüm an almaya heves ettiğim kitap... Kitap çıktı çıkmasına ya benim okumak için beklemem gerek; zira yaklaşan sınavlarım, çalışmam gereken derslerim ve hepsinden önemlisi çalışacağıma dair verdiğim sözlerim var. 

Yine de bir heveslenme yazısı eklemeden edemedim.

Yani bu kitap mühim...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI