Aynı Yıldızın Altında-John Green || Kitap Yorumu



Kitabın Yazarı: John Green
Orjinal Adı: The Fault In Our Stars
Çeviren:  Çiçek Eriş
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Kitap Türü:  Aşk, Dram
Yayınlandığı Yıl: 2013
Sayfa Sayısı: 320
ARKA KAPAK
Hayatın Anlamını Bulmanın, Âşık Olmanın ve Alınan Her Nefesin Farkına Varmanın Öyküsü
On altı yaşındaki kanser hastası Hazel Gracein birkaç yıl daha yaşamasını garanti eden tıp mucizesine rağmen hastalığı ölümcüldür ve konulan teşhisle birlikte yıldızlar, öyküsünün son bölümünü çoktan kaleme almıştır.

Fakat Augustus Waters isimli yakışıklı bir sürpriz karakter, Kanserli Çocuklar İçin Destek Grubunda boy gösterince Hazelın hayatı bambaşka bir yöne sapar ve bu zeki çocuğun çekimine karşı koyamayan kızın öyküsü yeniden yazılır...


Uzun zaman oldu kitap incelemesi yapmayalı; ama dönüş için en uygun kitap buydu sanırım...
Okumak için geciktiğim bir kitap... 
Bir solukta okunan, sık sık gözyaşları firar ettiren cinsten.
Okurken aklıma JOJO MOYES'in SENDEN ÖNCE BEN'i gelse de, yine pek çok okur tarafından fazlasıyla abartılı bulunacak olsa da, popüler kültür ürünü olduğunu kabul etsem de... ben beğendim.
Beğenmekle kalmadım üstelik.
Kitap fazlasıyla etkiledi beni...

Yazar daha ilk sayfadan uyarıyor sizi, yazılanların kurgu olduğu konusunda. Ama yine de kitaba kendinizi hazırlayabilir misiniz bilmiyorum.
Kanser çağımızın sessizce kabullenilmek zorunda kalınan en acımasız hastalıklarından biri. Hangi türüne yakalanmış olursanız olun...
Zaten hassas olunan bir konuda, çocuk sayılabilecek yaştaki insanların mücadelelerini okumak ister istemez sarsıyor insanı. İnsanların onlara bakışı, düşünceleri, gidişlerinin ardından kurulan abartılı veda cümleleri... her şey öyle bir farkındalıkla yazılmış ki.
Bu kadar çok ağlamam yazarın başarısı mı değil mi tartışılabilir; ama etkileyici olup olmadığı tartışmaya açık bir konu değil bence.

Hazel ve Gus... Ben bilhassa tam adını söylemiyorum Gus'ın, o adı sadece Hazel'a aitmiş gibi geliyor nedense.
Fazla romantik eğilimli olduğumu kabul ediyorum evet :)
O yaşta gerçek bir aşk yaşama ihtimalin ne kadardır tartışılır, pek çoğumuz daha büyük yaşlarda bile yakalayamıyor bu şansı... Belki hastalıkları birbirlerine yaklaştırdı onları, o da tartışılır. Ama duygular, verilen o mücadele... Ne kadar zamanının kalmadığını bilmeden her güne yeniden başlayabilmek...





Dedim ya kitapta bana dokunan pek çok yer vardı... İlk dağıldığım nokta Hazel'in kendini bir el bombasına benzettiği satırlardı... Geride nasıl bir yıkım bırakacağını bilerek yaşamak nasıl kolay olabilir ki...

Yine aynı şekilde annesinin o öldükten sonra nasıl devam edeceğine endişelenmesi aynı şekilde sarsıcıydı. 
Görkemli Izdırap'da Anna'nın annesine ne olduğunu ısrarla öğrenmek istemesinin tek nedeniydi bu.
Hayatının her anını hasta bir çocuğa endekslemiş bir kadının içine düşeceği boşluk...
Sanırım o boşluk, o kadından geriye kalanları yutabilir ve kimse de daha fazla güçlü olmadı diye o kadını suçlayamaz. Hiçbir anne evlat acısını yaşamasa keşke...

Kitabın belirli bir noktasına kadar hep kendinizi Hazel'in öleceğine hazırlıyorsunuz. 
Amsterdam'a gidişleri, orada paylaştıkları o güzel anı...
Gus'un hastalığının nüksetmesi tam bir sürprizdi. Acımasız bir sürpriz...
Bir kitaba tek bir kayıp yetmez miydi diye sormadan edemedim kendime.
Ama bizler yazarın hayal dünyasına misafir olduğumuzdan onu sorgulamaya hakkım yoktu, farkındayım.
Ben de öyle yaptım, kendimi satırların akışına bırakıp doyasıya ağladım...




"O okurken uykuya dalar gibi aşık oldum: Önce yavaş yavaş sonra bir anda."

"Ah Hazel Grace, hiç sorun değil. Kalbimin senin tarafından kırılması bir onur olurdu."

"Bu dünyada incinip incinmeyeceğine dair tercih yapma şansın yok ancak seni kimin inciteceğini seçebilirsin."

"Ben de buna inanıyorum.Bence evren fark edilmek istiyor.Bence evren beklenmedik bir şekilde bilince eğilimli ve kısmen de zekayı mükafatlandırıyor çünkü zarafetinin gözlemlenmesinden keyif alıyor.Ve ben kim oluyorum da tarihin ortasında yaşarken evrene,onun -veya gözlemlediğim kadarının- geçici olduğunu söylüyorum ki?"

"” Beni tanımıyorsun bile.” dedim. Konsolda duran kitabı aldım. ”Bunu bitirdiğimde seni ararım olmaz mı ? ”
”Ama cep telefonu numaram sende yok.” dedi”Kitabın içine yazdığından şüpheleniyorum.”O şapşal gülümseme yüzüne yayılıverdi. ”Bir de birbirimizi tanımıyoruz diyorsun..”"

"Seviyorum. Seni seviyorum ve doğru şeyleri söylemek gibi basit zevklerden kendimi mahrum etmeye pek meyilli değilim. Seni seviyorum ve sevginin boşluğa atılan bir çığlık olduğunu ve unutulmanın kaçınılmazlığını, herkesin ölüme mahkum olduğunu ve tüm çabamızın toza dönüşeceği bir günün geleceğini biliyorum ve güneşin elimizdeki tek dünyayı yutacağını da biliyorum ve seni seviyorum."

"Sanki ben odamda, o odasında değilmiş de sadece telefonla ziyaret edilebilen, görünmez ve belli belirsiz bir üçüncü mekandaymısiz gibiydi."



Nette çok güzel görsellere rastladım burada paylaşmadan edemedim bir çoğunu :)


İnternet gezintisi sırasında kitabın aksesuarlarına rastladım. Bu yüzükten olsa inanın hayır demezdim :)

Yani neticede ben kitaba 9 puanı gönül rahatlığıyla veriyorum :)

Benim gibi bu tarih olmuş okumamışsanız okuyun derim...

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI