Senden Önce Ben - Jojo Moyes || Kitap Yorumu

Kitabın Yazarı: Jojo Moyes

Orjinal Adı: Me Before You
Çeviren: Ayşe Görür
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Kitap Türü: Aşk, Dram
Yayınlandığı Yıl: 2013
Sayfa Sayısı: 480

ARKA KAPAK
Birbirlerine aşktan başka verecek hiçbir şeyleri yoktu...
Yaşamın ince detayları Lou'dan sorulur. Otobüs durağıyla ev arasında kaç adım var? Çalıştığı kafeye gelip gidenler nasıl bir hayat yaşıyor? Parlak yeşil elbisenin altına ne renk külotlu çorap giyilir? Onda bu soruların hepsinin cevabı var. Kolayca mutlu olabildiği küçücük dünyasında bilmediği tek şey hayatın çok daha karmaşık soru ve cevaplarla dolu olduğu...
Geçirdiği motosiklet kazasıyla hayatı altüst olan Will uzun süredir karmaşık sorularla meşgul. Bu hayatta diğer insanları mutlu eden küçük şeyler ona biraz olsun keyif vermiyor. Çevresindeki tüm renkler birden griye dönmüş ve böyle bir umutsuzluk içindeyken yapabileceği tek şeyin hayatını sonlandırmak olduğunu düşünüyor.
Peki, asık suratlı, aksi ve geçimsiz Will, Lou'nun rengârenk yaşamıyla karşılaşırsa neler olur?

Mucizelere inanmıyorsanız durup bir kez daha düşünün...
"Sakin Son Bölümleri Otobüste Giderken Okumayin. Ağlamamak için kendinizi tutmaya çalışırken bir enkaza dönüşebilirsiniz."
Tracy Williams
"Bu kitabı okuyunca duygudan duyguya koşacağınız bir lunaparka girmiş gibi oluyorsunuz. Okurken dünyayı ve zamanı durdurmak isteyeceksiniz."
Dooster

Bu kitapla bir kez daha anladım ki ben dram insanıyım arkadaşlar! Hemen söze girişmeden belirteyim çok çok çok beğendim. Kitap başucu kitaplarım arasında yerini aldı ve yazarın diğer kitaplarını okumak için de sabırsızlanıyorum. 

Tamam, itiraf ediyorum okurken ağladım... Hatta son sayfayı kapattığımda kendimi bırakıp devam ettim. O denli etkiledi ki beni, anlatmam mümkün değil. Yazarı görsem, öyle bir şansım olsa sıkı sıkı sarılır tebrik ederdim. Hem kurgu değişikti, hem de duyguyu aktarabilmeyi başarmıştı. Bu arada söylemeden geçmeyeyim, çeviri de başarılıydı. 

Kitabı alıp arka kapak yazısını okuyunca pek de ciddiye almamıştım açıkçası. Yani daha doğru ifade edecek olursam, son sayfaları otobüste okumayın diyen yorumu abartı zannetmiştim. Ama ne kadar haklıymış bu yorumu yapan. Kitap ilerledikçe hak vermeden edemedim. Efendim, kitaptan bahsedecek olursam:

Louisa (Lou) Clark sıradan gibi görünen ama pek de sıradan olmayan yirmi altı yaşında genç bir kadın. Kendi yağlarında ancak kavrulabilen birbirlerine bağlı bir aileler. Lou'nun sevdiği, güzel bir işi var kendince; ta ki çalıştığı kafe kapanana kadar. Lou'nun başka hiç iş tecrübesi yok ve yeni bir iş bulmak zorunda. Birkaç başarısız denemenin sonunda Camilla Traynor onu işe alana kadar...

Bu iş Lou'nun içine pek sinmese de o an için başka seçeneği yoktur. Ailesinin onun kazanacağı paraya ihtiyacı var. Lou'nun görevi 35 yaşında, oldukça aksi Will Traynor'la ilgilenmek... Will geçirdiği bir motosiklet kazası sonucu omurilik hasarı sonucu boyundan aşağısı felç olan genç ama mutsuz bir adam. Kitabı okudukça onun mutsuzluğuna ve huysuzluğuna hak veriyorsunuz aslında.

İlk başlarda Lou işe neden alındığını bir türlü anlamlandıramıyor. Will'in tıbbi bakımını üstlenen bir bakıcısı varken kendisine gerek yokmuş gibi görünüyor. Ama Will'in ihtiyacı olan onun tıbbi bakımı değil, eğlenceli yapısı; her ne kadar Will bunun farkında olmasa da. Yaşanan bazı olaylardan sonra Will, Lou'yu eskisi kadar kendinden uzak tutmuyor. Bu eğlenceli ve sıra dışı kızı tanımaya çalışıyor ve onunla daha sık vakit geçiriyor.

Will'le vakit geçirdikçe Lou da adamı daha iyi tanıyor. Yaşadığı sıkıntılara ve ruh haline daha yakından tanık oluyor. Arada başka olaylar da var, bunları söylemeyeyim okursanız ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Sadece şu kadarını söyleyeyim; Will Lou'nun kendini bulmasına ve kabuğunu kırmaya yardımcı oluyor ve sonunda kendilerini duygusal anlamda yakınlaşmış buluyorlar.

Tekerlekli sandalyede Will'le Lou'nun dans ettikleri bir bölüm vardıki hayatım boyunca unutamam herhalde... Bir an engelli olmanın hiçbir şeye mani olamayacağı hissine kapılıyorsunuz, hemen sonra ise ne kadar zor olduğuna. Bu anlamda karakterin duygularını o kadar yalın ve gerçekçi anlatmış ki yazar bir yumru gelip boğazınıza takılıyor.

Ve sonu... Ne yalan söyleyeyim içimdeki umudu son sayfalara kadar hep korudum ama sonu beni göz yaşlarına boğdu. Üstelik yazara kızamadım bile... Will'e kızamadım... Bu sayfalarda umut var, gözyaşı var, aidiyet ve vazgeçiş var... Bu sayfalarda harika bir üslup ve fevkalade bir hikaye var. Lou ve Will'le, en önemlisi Jojo Moyes'le hala tanışmadıysanız bir an evvel tanışın.

Kitaba 10 üzerinden 10'u gönül rahatlığıyla veriyorum...

Keyifli okumalar





11 yorum :

  1. Abartma istersen. Çeviri bok gibiydi ve gramer hatalarıyla, bozuk cümlelerle doluydu. Ayrıca kitabın konusu bir klişeydi. Hasta erkek ve kezban kızın aşkı yeni bir konu değil. Yazmış olmak için yazmayın şunları ya nefret ediyorum hepinizden.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle zahmet edip yorum yaptığın için teşekkür ederim. Her ne kadar üslubun hoşuma gitmese de görüşlerine elbette saygı duyuyorum. Senden de aynı nezaketi beklersem fazla olmaz sanırım...

      Zevkler ve renkler tartışılmaz diye boşuna dememişler. Herkes her şeyi beğenecek diye bir şey yok...
      Beğenmediysen bile daha seviyeli bir yorum beklerdim açıkçası. Her neyse kimseye zorla bir şey okutmuyoruz, nefret etmene gerek yok yani. Görmezden gel yeter!

      Sil
  2. nedense kitapçılara her gidişimde bu kitabı elime alıyorum ama almak bir türlü içimden gelmiyor :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. her ne kadar üstte yorum yapan arkadaş beğenmemiş olsa da ben bu kitabı çok beğendim. Tavsiye ederim

      Sil
    2. Kesinlikle okunmali. Cok sey mi katar bu kitap hayatimiza belki hayir ama baska bir bakis acisi yerlesiyor insan icine, eger yeniden dunyaya gelirsem will isterim bir tane

      Sil
  3. Sen boşver üstteki yorumu.Kitap cidden müthişti.Nasıl ağladım anlatamam.Sanki Will benim sevgilimmiş gibi kötü oldum :( Yorumlarını beğendiim :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben kitabı kapattıktan sonra da ağlamaya devam ettim :D
      Yazarın duyguyu aktarışını çok beğendim bir kere... Her kitap mutlu sonla bitecek diye bir şey yok.

      Sil
  4. Kitabı annemin zoruyla okudum ve takriben 15 dk önce bitirdim. Asla tarzım olmayan bir tür ama anne hatrı işte... Neyse, son sayfalarda ben de ağladım ve hatta paralandım. Ancak, "keşke okumaz olaydımmm" dedirtti bana. KTOG'ye sonsuz katılıyorum. Klasik bir konunun ağlak sonlarla bezenmesinden mütevellit ortaya çıkan şey nedir? Bolllca satması ve yazarını zengin etmesi. Ben, emeğin her türlüsüne, kayatı boyunca daima saygı duymuş bir insanım. Ve fekaat, ortada duygu sömürüsü olunca inanın tepkisiz kalamadım. Okuyup da beğenen herkese de saygı duyuyorum ama bu kitap cidden insanın kanını içine akıtacak kadar saçmaaaa ve hatta saçmasapannnn... Zaman kaybı, hiçbir şey kazandırmıyor, oturup ağlak TV dizilerini izlemekten farksız bir durum yaratıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. KTOG'a da söylemiştim; zevkler ve renkler tartışılmaz. Herkes her okuduğunu beğenecek diye bir şey yok. Her çok satan da illa ki her okuyan tarafından beğenilecek diye bir şey yok. Ben de Ye, Dua Et, Sev'i çok övgü alıyor diye alıp okumuştum ve hiç beğenmemiştim. Velhasıl-ı kelam, size saygı duymakla beraber ben kitabı beğendiğimi yineliyorum.

      Ayrıca dünya genelinde bestseller kitaplarda genelde mutlu sonlar hakimdir ki bunu da söylemeden edemeyeceğim. Ayrıca itiraz edeceğim bir diğer nokta da eğer okuduğunuz satırlar sizi ağlatabiliyorsa bu yazarın başarılı olduğunu kanıtlamaz mı? Sonuçta bu o yazarın size duyguyu aktarabildiğini gösterir... Dediğim gibi yine de görüşünüze saygı duyuyorum.

      Sil
    2. Karşılıklı saygı kavramına hassasiyetle dikkat etmememizin, oldukça hoş bir şekil olduğunu öncelikle belirtmeliyim. Sorunuzu yanıtlamam gerekirse eğer şunu söyleyebilirim sadece. Okuduğum satırlar beni ağlatabiliyorsa öncelikle hala insana has o güzel duygularımı, günümüz toplum formuna rağmen zapt edebildiğimi gösterir şahsi anlamda. :) Yazar düzleminde ne anlama gelir kısmı ise şudur Sayın Yamak: O yazar, insani duyguları ve benim gibi bu duyguları hala taşıyanları, sömürme konusunda inanılmaz yeteneklidir ve bu, takdire şayandır. Tekrar söylüyorum; "bence" durum böyle. Ha bu arada, kitabı beğendiğinizi ilk yorumunuzda algılamıştım zaten. Yineleyerek zahmet buyurmuşsunuz; sizi yok yere yormuşum. Lütfen kusurumu mazur görün. Saygılar ve iyi çalışmalar. :)

      Sil
  5. Karşılıklı saygıdan dem vurmuşsunuz ama ben yukarıdaki satırlarda saygısızlık ettiğimi düşünmüyorum. Benim de özellikle vurgulamak istediğim "bence" kısmında hemfikir olduğumuza göre bu "gereksiz" tartışmayı sürdürmeyi anlamsız buluyorum Sayın Adsız.

    Kitabı beğendiğimi yinelemem, algı problemi yaşadığınızı düşündüğümden değildi ayrıca... Ki beni yorduğunuzu düşünsem yorumunuzu hiç yayınlamazdım. Bu noktaya sizitiraz etmeden ben açıklık getireyim: Evet, bu tarzda farklı görüşleri almak da hoş oluyor. Benim için sıkıntılı bir durum değil!
    Ayrıca üslubunuzdaki seviye için teşekkür ederken, bu kadar çok iğnelemeyi hak edecek ne yaptım diye düşünmeden edemiyorum. Sizin beğenmediğiniz bir kitabı beğendiğim için asıl siz beni mazur görün! zira aklıma bundan başka bir neden gelmiyor...

    Saygılar :)

    Not: Gülücüklerin diken gibi batan ince dokundurmaların acısını azalttığını düşünmüyorum

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI