GEZİ NOTLARI - GİTTİM, GÖRDÜM, YAZDIM

Uzun zamandır buralarda değildim malumunuz. Ama zannetmeyin ki bu arada boş durdum...
Finallerle bütünlemeler arasında bulduğum fırsatta kısa bir İstanbul yolculuğu yaptım. İstanbul'a gidip Gezi'ye uğramamak olmazdı, biz de öyle yaptık. 8 Haziran'da Gezi'deydim ben de, hatta aynı gün taraftarlar toplanmıştı. Hızımızı alamayıp, geceyi de orada geçirdik. Velhasıl-ı kelam pek çok izlenim edinmek için fırsatım oldu.

Öncelikle belirteyim toplanan kalabalığa hak verenlerden biri de benim. Günlerce sosyal medyadan takip edebildiğim kadarıyla, polisin yaptığı zulmü gördükçe içi parçalananlardan biriyim. İnsanların çevre bilinciyle çıktıkları bu yolu taktir etmiştim. Her na kadar çevre bilinciyle yola çıkılsa da mesele boyut değiştirdi o ayrı. Yine de toplanan kalabalığı anlamak o kadar zor değil benim için. Hükümetin güttüğü politikada oy veren %50 den değilseniz söz hakkınız, itiraz hakkınız yok. Sindirilmeye, korkutulmaya, susmaya zorlanıyorsunuz. Çoğunluk demokrasisinin azınlıklara reva gördüğü muamele bu! Her daim böyleydi durum... Eğer bu ülkede azınlıksanız size reva görülen muamele hep bu olmuştur. Bu günkü bu zulmü bu kadar insana layık gören zihniyetler de geçmişte bu mantaliteden nasiplerini aldılar. Hatta bu ezilmişlik psikolojisinin kaymağını da çokça yediler. Peki şimdi aynı haksızlığı nasıl oluyor da başkalarına reva görüyorlar. Bu nefreti körükler politikanın altında yatan nedir? Sorular, sorular... Aslına bakarsanız pek çoğunun yanıtı aleni bir şekilde göz önünde... Neyse!

Taksim'e ulaşmak hiç de kolay olmadı bizler için. Hele de Anadolu Yakası'nın bir ucundan yola çıktığımız düşünüldüğünde. Önce uzunca bir metro yolculuğu ardından keyifli bir vapur turu attık. Beşiktaş İskelesi kapalı olduğundan Kabataş'ta indik. Ardından Taksim'e kadar bizi pek kolay olmayan bir yürüş bekliyordu. Yürüş neden kolay değildi bahsedeyim biraz... Taksim'e çıkan tüm ara sokaklarda barikatler kurulmuştu. Sokakların halini görünce bir an şaşkınlıktan kalakaldım. Daha evvel de Taksim'i görmüş biri olarak bu kadarını beklemiyordum açıkçası. Etraf fazlasıyla tahrip edilmişti. Bu nokta da eylemcileri eleştirmeden edemeyeceğim. Çevre bilinciyle yola çıkan bu insanların çevreye verdikleri zarar içimi sızlattı. Mandalizm had safhadaydı... Hadi kurulan barikatleri anlarım, polisin ve Toma'ların girişlerini engellemek için yapıldı farz edelim ama duvarlardaki yazılar, tahrip edilen dükkanlar, yakılan belediye otobüsleri... Duvarlara yazılan küfürleri saymıyorum bile... Bu nokta da ufacık bir dip not daha açmayı boynuma borç biliyorum. Belki fazlasıyla kadınca bir eleştiri gibi gelecek sizlere ama ben tüm insanların cinsiyet ayrımı yapmaksızın bu incelikte olması gerektiğine inanıyorum. Her ne kadar karşınızdaki insanın politik kimliğini onaylamıyor olursanız olun, görüşleriniz ne kadar uç noktalarda olursa olsun belden aşağı vurmak doğru gelmiyor bana. Kimsenin karısına, kızına ağza alınmayacak küfürler etmek kimsenin haddi değil. Aynı şeyi Ak Parti mitinglerinden birinde Belgüzar Korel için yapan zihniyetle aynı bu. İşte bu nokta da o kalabalığın içinde ne kadar prokavatif olduğu da dank ediyor insanın kafasına.

Bu şartlar altında Taksim'e ulaştığımızda bizi gerçekten de devasa bir kalabalık karşıladı. Küçücük bebekleriyle gelen insanlar bile gördüm. Kapalı ve açık genç kızlar ve kadınlar yan yana slogan atıyorlardı. Sosyal medyada yansıtılan gibi bir dışlama olayına ben denk gelmedim açıkçası. Meydan da adeta bir şenlik havası var gibiydi. İnsanların çoğu eğleniyordu. Taraftarların coşkusuna değinmeden geçemeyeceğim. Beni en çok etkileyen şeylerden biri genç bir delikanlının üzerindeki Fenerbahçe formasının üzerine doladığı Galatasaray atkısıydı. Tuttukları takım ne olursa olsun bir ağızdan sloganlar atıyor, marşlar söylüyorlardı. İstediklerinde bir arada aynı mücadeleyi verebileceklerini gösterdiler bence böylelikle.

Formalarıyla gelenlerin yanı sıra suratlarında V For Vandetta maskeleriyle gezen bir sürü insan vardı. Hatta benim arkadaşlarımdan biri de aldı :) Vaktin nasıl geçtiğini anlamadık açıkçası... Meydanda anıtın çevresindeki çimlere oturduğumuzda orada sabahlama kararı aldık. Bu konuda insanların bizim gibi doğaçlama takılmadıklarını hemen belirteyim. O kadar hazırlıklı gelenler vardı ki... Çadırlar, battaniyeler, kalın hırkalarına sarılanlar. Ne yazık ki biz epey hazırlıksızdık... Bizimle beraber çimlerde oturan bir teyze ve üç oğlu vardı. Annelerin farkını bir kez daha gözlerimizle gördük. Çocukları ne kadar büyümüş olursa olsunlar onları düşünmekten hiç vazgeçmiyorlar :) Teyze yanında küçük bir yiyecek çıkınıyla gelmişti :) Onlar da bizim gibi orada sabahladılar...

Bu arada seyyar satıcılara değinmenin tam da yeridir zannedersem. Az biraz fırsatçı olduklarını söylemeden geçemeyeceğim. Gezi Olayları en çok onlara yaradı bence :)

Ve beni en çok rahatsız eden olaya geleyim; tüketilen içkiler! Oraya gitmeden evvel sosyal medyada bu tür iletilere rastladığımda abarttıklarını düşünmüştüm. Muhalefet ettiklerine yormuştum; ama durum hiç de öyle değilmiş. Gerçekten orada su gibi bira satıldığını gözümle gördüm. Bizim gibi içmeyenler elbette vardı; ama çok azınlıktaydık. İnsanlar zil zurna sarhoş olana dek içiyorlardı. Üstelik gecenin ilerleyen saatlerinde bir kişi sarhoş biri tarafından bıçaklandı... Eee, olacağı oydu zaten! İçilen içkinin mantığını şu dakka olmuş hala kavrayamadım. Hayır insanların ne içtiğine karışmak değil niyetim ama siz oraya direnmek için gitmediniz mi? Sarhoşken nasıl direneceksiniz!

İçki mevzusunu bir kenara bırakırsak ortam rahatsızlık verici değildi. İnsanlar birbirlerine saygılılardı, yardımseverlerdi. Ve inanın her görüşten insan vardı o kalabalıkta... Beni en çok etkileyen şeylerden biri de bu oldu zaten. Ayrıca en çok düşündüren de...
O kalabalığı birbirine düşürmek üç beş provakatöre bakardı inanın, o kadar geniş bir yelpazeden bahsediyorum.

Sabah altıda Taksim'den ayrıldık biz... Zaten üç gün sonra da Taksim'e tekrar müdahaleler başladı...
Bu olayların yaşanması iyi mi oldu yoksa kötü mü oldu orası tartışılır. Olaya farklı boyutlardan yaklaşmak mümkün... Ama benim ve pek çok arkadaşımın emin olduğumuz birkaç nokta var, onları da paylaşmak isterim.

--Evet, hükümetin güttüğü politikadan ben de rahatsızım. Esat'a onca lafı ettikten sonra daha sağduyulu tepkiler beklerdim Sayın Başbakan'dan. Ona oy vermeyen %50 yi ne zamana kadar yok sayabilir ki... Üstelik bu olayların ardından Akp'ye oy veren vatandaşların arasından pek de azımsanmayacak bir oran pişmanlıklarını dile getirdiler. Oy verdikleri partinin bu olmadığını, Akp'nin çizgisinden saptığını söylediler. Bence bu durumu göz ardı etmemeli insanlar, özellikle politikacılar.

Aykırı sesleri baskıyla susturmak hiçbir zaman işe yaramamıştır. Bunun örnekleri tarihten de bulunabilir; ama en iyi örnek Başbakanın kuşağıdır. Zamanında benzer zulümlerden geçip buralara gelmediler mi? Ben bir an evvel silkinip kendilerine gelmeleri taraftarıyım.

-- İkinci olarak erken seçim isteği beni acayip gülümsetti belirtmeden edemeyeceğim. Şu an bu ülkede seçim olsa, belki %50 ile değil ama %30-35 lerle Akp yine iktidarı alır. Neden mi? Çünkü insanların alternatifleri yok. Zira şu an Türkiye'de benim görüşlerimle uyumlu tek bir siyasi parti yok. Türkiye'de mevcut seçim yasası geçerliyken, baraj varken durum budur arkadaş!
Şu an Türkiye'de Akp'nin karşısında güçlü bir muhalefet yok! Chp'yle Mhp'yi toplasanız yine de adam akıllı bir mualefet elde edemezsiniz.

İster bu yazacağımı beğensinler, ister beğenmesinler bu ülkede solu temsil eden sosyalist, özgürlükçü, eşitlikçi tek bir parti bile yok! Chp'ye giden oylar kemikleşmiş oylardır, başka alternatifi olmayan insanların verdiği oylardır. Zira Chp'nin sosyalistlikle uzaktan yakından alakası kalmamıştır. Hatta şunu rahatlıkla söylerim ki Akp Chp'den daha sosyalist bir partidir! Yani ne erken seçimi arkadaşım! Neyin seçimi! Ortada seçilecek bir şey yok!

-- Üçüncü olarak Türkiye'de aklı başındaki herkes oturup şunu sorgulamalı. Bu kadar insan neden ayaklandı! Rahatsız oldukları nedir? Neyin tepkisini gösteriyorlar...
'Ya Sev Ya Terk Et' mantığı gütmek hiçbir zaman iyi sonuçlar doğurmadı bu ülkede. O yüzden bu çatışma bir şeylerin habercisi kabul edilip, önlemleri çok geçmeden demokratik yollardan alınmalıdır.

--Ve son olarak polisler... Ne yandan tutmaya çalışırsam çalışayım elimde kalıyor bu konu. Adamları haklı çıkarabilecek bir neden bulamıyorum. Emir kuludurlar diyeyim; ama o copların havaya kalkarkenki beden dilinin yansıttığı öfke, biber gazlarının adeta silah gibi insanlara sıkılması, evlere atılması, işkence gören, dayak yiyen onca insan...
Polis Teşkilatı bu kafayla giderse kaybeder... Nerde öfkeli, sorunlu adam var Polis Meslek Yüksek Okulu'na alıp mezun ediyorlar. Alın sonuç ortada... Bizim huzur ve güvenliğimiz bu insanlara emanet ne yazık ki!





Aklıma gelen başka birşeyler olursa paylaşırım yine :)
Yorum yapmak isteyenleri beklerim :)

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI