DENİZ KOYDUM ADINI


66 yıl evvel, her anaya nasip olmayacak bir şeref nasip olmuş bir anaya... 66 yıl önce öyle bir yiğit açmış ki bu dünyaya gözlerini, adı nam salmış. Onun adı cesaretle, adamlıkla, gururla, vatan sevgisiyle bir olmuş... İyi ki doğmuş!

Rabb'ime ahtımdır; doğacak ilk evladımın adı Deniz olacak! Adıyla bin yaşasın; adından ilham aldığımın adını, şanını bin yaşatsın diye Deniz koyacağım ilk çocuğumun adını... Ki, Deniz'ler yaşadıkça görecekler, astıkları fidanı öldüremediklerini!


SÜREÇ SÜREÇ DEDİKLERİ BİR KÖR KUYU

Bir görüşme trafiğidir gidiyor ya hadi hayırlısı diyorum. Gerçi bu işten hayır çıkar mı o da tartışılır ya neyse!
Kimileri 'İmralı Süreci' diyor kimileri de 'Çözüm süreci' adı her neyse artık, olacakları endişeyle bekliyorum ben. Bu işin ardından iyi bir şeyler çıkar mı şüpheliyim. 

Öncelikle belirteyim; faşist, milliyetçiliği yanlış yorumlayan biri değilim, en azından olmamaya özen gösteriyorum. En ateşli tartışmalarda(arkadaş ortamında tabi) muhalif olan hep ben olmuşumdur. Kendimce çizdiğim hümanist bir çizgi var ve onu koruyabilmeyi amaçlıyorum. Yani bunları yazma amacım ne provakatiftir ne de ırkçı bir söylem yapmak niyetim. 

Seksenden beri ülkemizin mücadele etmeye çalıştığı bir konu terör. Kenan Paşa'nın fitilini ateşlediği, Diyarbakır Cezaevi'nin ateşi körüklediği bir sürecin sonunda aldık bu belayı başımıza. Rahmetli Özal'ın da çözmeyi amaçladığı; ama ömrünün bir şekilde! yetmediği süreçleri herkes hatırlar. Doksanlarda devletin yürüttüğü yanlış politikaları da tabi! Silahlı mücadeleyi hiçbir zaman destekleyen biri olmadım. Eğer silahın gölgesi düşmüşse bir yere orada barıştan söz etmek imkansızlaşır. Amma ve lakin ezilen, hakları gasp edilen bir çoğunluktan(kimilerine göre azınlıktan) bahsediyoruz. Yıllarca baskı altında, zulmedilerek yaşadılar. Diyorum ya bir yere kadar anlıyorum mücadelelerini ve nedenlerini; ama işin içine silahlar ve ölümlerin karıştığı yerde benim idrağım duruyor. Ölenler aynı ülkenin çocukları, ağlayanlar hep analar! 
Bu kadar lafı neden ettim! Evet, ben de bu konunun çözüme ulaştırılmasını yürekten arzu edenlerdenim. İsterim ki ülkemde barış olsun, silahlar sussun, analar ağlamasın! Ama ne uğruna!!!!

İşte kafamı allak bullak eden nokta burası. Görüşmeler sürüyor, herkes harıl harıl bir şeyler anlatıyor. Ama kimse de çıkıp demiyor ki 'masaya şunu koyduk, karşılığında pkk silah bırakacak' 
Masaya ne kondu!!! Neyin uğruna gelecek bu barış?

Bunu neden soruyorum biliyor musunuz... Üzerinden ne kadar zaman geçti tam olarak bilmiyorum ama; yine böyle belirsiz bir çözüm sürecinden geçtiğimiz zamanlardan birinde, BDP'nin kongresinde 'Demokratik Özerklik' nidaları atılıyordu. Trt'nin Kürtçe yayına başladığı zamanların hemen ardıydı sanırım. Bir milletvekilinin çıkıp 'YETMEZ!' dediğini hatırlıyorum. O zamanlar getirilmeye çalışılan tüm önerilere yetmez diyen bu zihniyeti neyle ikna ettiler onu merak ediyorum ben işte. Ne kondu o masaya! Neden çıkıp da açıklamıyorlar? Açıklamalar hep belirsiz bir tarihe atılıyor, ki yapacakları açıklamada bizlere ne kadarını açıklayacaklar tartışılır? 

Sürece bir şekilde dahil ettikleri Öcalan'a neler vaad edildi? Bugün okuduğum bir haberde Öcalan'ın ev hapsi ya da af için 'Benim için Onursuzluktur' dediği yazıyordu. Detay isteyenler buyursun okusun! Anne karnında bebekleri öldürmüş bir adamdan bu niteliği beklemek ne kadar mantıklı o tartışılır tabi de, bu haberden sonra iyice merak etmeye başladım pazarlığa sürülenleri. 

Pkk ülkeyi terketsin diyorlar da nereye gidecekler ülkeyi terkedip? İran ve Suriye de Pkk'nın uzantılarıyla mücadelelerini sürdüyor kendi ülkelerinde, söz de Irak da. Eee, sen bu adamları nereye göndereceksin o vakit! Ezelden beri kurmak istedikleri devlet için toprak mı vaad ettin sen bunlara, ben onu merak ediyorum. 

İkinci bir soru işaretim şu noktada: Pkk'ya ateşkes çağrısı yapılacağı söylendi. Her bahar 'ateşkes' nidaları atılır zaten; ama bu kez sözü edilen tek taraflı mı olacak? Daha benim çok sorum var da süreçle ilgili, cevapları yok işte maalesef... 
Allah sonumuzu hayretsin demekten başka yapılabilecek bir şey yok sanırım. Bir de oturur, devletin bilmemizi istediği kadarını öğreniriz. Olur biter...

ŞİMDİ HABERLER...

Ne kadar ihmal etmişim blogumu böyle, şimdi kendimden utandım... Ama inanın mazeretim vardı. Dönüşüm pek iç açıcı bir yazıyla olmayacak gerçi ama idare ediniz lütfen :)

Biraz evvel haberleri gözden geçirirken gördüğüm bir haberi paylaşmak istiyorum sizlerle. Siyaset falan yapmak değil amacım, tamamen toplumsal bir konu paylaşacağım.
15 yaşında iki genç kız, berdel usulü birbirlerinin ağabeyleriyle evlendirilmeye kalkışılmış... İhbarı alan çocuk şube polisleri de düğünü basıp çocuk gelinleri kurtarmışlar. İşe bakın ki damatlar da henüz 17 yaşındalar! Haberin detaylarını merak edenler buyursun tıklasın.



Böyle haberleri gördükçe tüylerim diken diken oluyor... Yaşadığım ülkeden utanıyorum bir kez daha. Yahu kardeşim hiç mi oturup düşünmezsiniz 15 ve 17 evlenme yaşımı!!! Gelinleri geçtim, damatlar da çocuk! Eee o zaman kimin başının altından çıktı bu berdel, tabi ki ailelerin... Hangi yüzyılın kafası bu insanlardaki inanın bilmiyorum, bilmek de istemiyorum. Bu yaşta evlendirdiğiniz çocuklar yarın bir gün mutsuz evliliklerin içine sıkışıp kalıyor, kendileri gibi mutsuz çocuklar yetiştiriyorlar efendiler! Buldukları ilk fırsatta birbirlerini aldatıp daha da derine batıyorlar... Yani sizler bu çocukları bu yaşta evlendirerek iyi bir iş yapmıyorsunuz!

Benim çocukluğum, ilk gençliğim Ankara'nın kıyıda köşede unutulmuş, yoksul bir mahallesinde geçti. Her yöreden insan bulmak mümkündü yaşadığımız yerde. Ben şanslı olanlardandım ki ailem bilinçliydi; ama gözümüzün önünde ortayı bitirmesini bile beklemeden evlendirilen bir sürü kızcağız oldu. Bir kısmı gönüllü evlendi( o yaşta ki gönüllü olma olayı da ayrı tabi) bir kısmı ailesi istedi diye... İlkokul arkadaşlarımın bir çoğu evli, üstelik çocukludur benim... Bir sürü genç insana yazık etmelerini izledim yani...
Ne zorunlu sekiz yıllık eğitim(benim zamanımda öyleydi) önleyiciydi ne de başka bir şey. Babalarının hiçbirinin kızını okuldan aldı diye ceza aldığını görmedim! Demem o ki, bu zihniyet sadece bugünün zihniyeti değil, geçmişte de vardılar ve sanırım yarınlarda da olacaklar.



Şimdi ben bunu buraya yazdım da adam da geldi okudu mu? Yok efendim okumayacak biliyorum; ama en azından söyledim içimde kalmadı... Bu arada polisleri de taktir etmek lazım, kırk yılın başında işe yaramışlar. Eee, düşünün; 'kocandır bacım ne şikayet ediyorsun' zihniyetine sahip polisler var benim ülkemde! Neyse ya, ben çok konuştum yine :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI