AŞK ÜZERİNE SERZENİŞLER--I

Aşk... Şimdi diyebilirsiniz ki 'Bir sen konuşmamıştın aşk üzerine, aman eksik kalma', derseniz de hakkınızdır, ne diyeyim; lakin dayanamadım işte, benim de var bu üç harfli muammayla ilgili söyleyeceklerim. Üstelik beni tanıyanlar bilirler, benim aşk üzerine konuşmam da ayrı ironidir; çünkü bilmiş bilmiş aşka inanmadığımı söyler dururum. İşin aslı şu ki; sözü edilen kitaplarda okuduğumuz, ütopik boyutsa evet aşk var; ama gerçek hayatta aşk dediğimiz kandırmacadan ibaret. İstisnalar yok mudur, elbet vardır; hatta benim tanıdığım birkaç şanslı insan da var... Yine de eğri oturup doğru konuşmak lazım, aşk bir gerçeklikten çok, ütopya... Aşık ol da görürüz seni de dediğinizi duyar gibiyim, varın deyin :) Bu konuda tartışmak isteyenlerin yorumlarını beklerim, benim söyleyeceklerim daha başka.



Yine oturmuş bir şeyler dinlerken takıldım kaldım bir şarkıya... Buyrun siz de dinleyin:
Sezen'in söz yazmadaki ustalığı zaten benim tartışabileceğim bir konu değil; nitekim Meral Okay'ın da öyle... Meral Hanım, gördüğüm nadir çok yönlü insanlardan biri. Allah rahmet eylesin hep tuhaf bir sempati beslemişimdir kendisine. Bu şarkıyı da defalarca defalarca dinleyince bir ara okuduğum bir röportaj geldi hatırıma. Aşk üzerine o kadar güzel, o kadar yerinde tespitleri vardı ki o röportajda, okuyanınız, hatırlayanınız var mı bilmem. 'Aşk bir sızma halidir!' diyordu orada, 'Aşk kendinden vazgeçme halidir, kendi benliğini ezmeden 'biz' olabilme hâlidir'...

Bizden önceki kuşağın aşka inancı daha çoktu demek ki, belki de bundandır eski aşklara duyulan özlem. Bizim kuşağın bir yerlerde kaçırdığı bir şeyler olmalı; yoksa nasıl açıklanır bu aşksızlık, sevgisizlik hali, bu yüzeysel, almaya dayalı ilişkilerin mantalitesi...
Belki de kendimizden vazgeçecek kadar güvenemediğimizden kimseye aşık da olamıyoruzdur kim bilir?

Sonra da sığınıp kitaplara, şiirlere; kendimizi teselli ediyoruzdur... Bir yerde kaçırdığımız bir şeyler var, da ben koyamıyorum bir türlü adını... Bu tespiti yapabilen var mı aranızda?




3 yorum :

  1. aşk üzerinee söylenecek çok fazla söz çok fazla cümle var canım... yaşayanlar ya da aşkı yaşadığını düşünenlerin kurduğu güzel cümleler bir de hiç yaşamayan ve bilmeyenlerin, anlamayanların ve inanmayanların kurduğu cümleler... görüyorum ki sen aşka inanmıyorsun.. bence haklısın da.. bazen benim de inanasım gelmiyor ve inan ki ben de inanmak istesem de hiç yaşamadığım için anlamıyorum ve ben de bunun adını koyamıyorum :)

    YanıtlaSil
  2. belki de işin sırrı buradadır, aşk yaşanmışlık istiyordur ve benim inançsızlığım da oradan geliyordur. Bilmiyorum inan ki...

    YanıtlaSil
  3. İnsan "aşk"ı bilmiyorsa, bulduğunun da farkına varamaz. Önce kendi kendimize, aşkı tarif etmeliyiz. İşte aşkı buldum dediğimde, ben neyi elde etmiş olacağım veya olmalıyım. Bana göre aşkın tarifi kişiden kişiye değişir. Aklı başına gelmiş, burnu şöyle iyi sürtmüş biri, aşkı kolay bulabilir. En azından tecrübesi var.

    Yaş 16, aşkın adı kimya. Bir de böylesi aşk var tabii. Doğal olarak üreme dürtüsüyle, ah edip vah edip aşkı bulma mücadelesi içine girmek. Sanırım erkeklerin, kızlar için en çok gözyaşı (yalaaaaan, timsah gözyaşları bunlar) döktüğü anlar bu çağlarda olsa gerek. Doğal olarak, en büyük aşk acılarının tavan yaptığı çağlardır bunlar. Eğitim şart! Erkek olmak belli çağlarda zor. Arkadaş seçimleri de çok çok önemli. Arkadaşlar arasında bir yarış içerisine girip, günahlar işlemek mümkün o çağlarda. Eğitim şart ama ilk önce ebeveynlerin eğitimleri tam olmalı. Çocukların yaşayacakları çağları, vücudun kimyasını vs vs onlara tam olarak öğretmeliyiz. Bu noktada, iyi-kötü, sevap-günah gibi kavramlarla da desteklemeliyiz eğitimi.

    Meral Okay'ın anlattığı aşk, tamamıyle ÖZVERİ içeren güçlü bir karakterin etkisiyle yaratılmış görünmektedir. Görüleceği üzere, Meral Okay aslında bir çocuktan bahsetmektedir. Bildiğin çocuk. Bu noktada, kadın, kendi aşkını kendi yaratıyor. Ona sahiplenmeyi, onu beslemeyi, onu temizlemeyi, velhasıl bile bile annelik-kölelik-geyşalık içerisine giriyor. Pişmanlığı mı varmış? Elbette hayır. Halinden memnun, ölmeseymiş eğer ne iyi olurmuş -ki her ikisi de yaşayabilselermiş, ne de iyi örnek olurlarmış.

    Şöyle pencereden bir bakın dışarı, birini seçin. Ben, bu her kimse, işte onu alacağım ve aşkım yapacağım. Bu kudret bende var. Bunu yapabilirim. Diyebiliyor musunuz? Diyebiliyorsanız, oh ne ala!

    Hadi siz hanımlara benden bir kıyak, bir ipucu: Aşk macerasına girmeden önce, 0-6 yaş çocuk eğitimi alın ;)

    Eee peki erkekler? Onlara da tavsiyem var: Aşkı bulmadan önce, günde en az 10 kere -ki hergün yavaş yavaş daha hızlı- başlarını duvara vursunlar. Böylece beyin cılklaşacak ve alın derisi nasırlaşacak. Emin olun, cılk beyinle aşk bir başka yaşanıyor kadınla :D

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI