Senden Önce Senden Sonra-Loretta Chase || Kitap Yorumu


Uzun zaman önce okuma listeme alıp sonra da unuttuğum kitaplardan biri bu kitap...
Fikirlerine değer verdiğim bir arkadaşımın yorumundan sonra tekrardan aklıma geldi ve o sayede başladım. Hemen de bitiverdi... Gerçi artık beni tanıyanlarınız kitapların elimde fazla sürünmediğini bilirler.

İşin ilginç yanı historical okumaya ara vermemin ardından son zamanlarda okuduğum üç kitap da bu türde. Ama şanslıyım ki iyi kitaplara denk geldim... Sınavlarımın arasında kafa dağıtmak için iyi oldular...

Gelelim kitap hakkındaki görüşlerime:
Öncelikle belirteyim yazarı da çevirmeni de beğendim ve tavsiye ederim. Yazarın diğer kitaplarını da hemen okunacaklar listeme ekledim bu kitap bitince.
Dain Markisi olarak bilinen Sebestian'ın aşık olma serüveni bu bence... Kadın karakteri sevmedim mi, en az Sebestian kadar sevdim; ama yine de bu kitap benim için onun öyküsüdür. Farklılıkları gözüne sokula sokula büyütülmüş yaralı bir çocuk Marki... Ve zamanla öyle birine dönüşüyor ki, ya da dönüştüğünü sanıyor, içinde iyiliğe dair en ufak bir şey yok. Karanlıklar prensi o... Şeytanın kendisi... Ama diyorum ya derinlerinde kırgın, öfkeli bir çocuktan fazlası değil.

Kimsenin onu sevmeyeceğine o denli inanmış ki, insanlardan bunu beklemeyi bırakalı çok olmuş... Ta ki, Jessica Trent'le tanışana dek...
Kızımız bir peri kadar güzel... Ve de en az güzel olduğu kadar da zeki. Sıradışı, dişli bir kadın. 27 yaşında olmasına rağmen hala evlenmemiş ve de Dain'i tanıyana dek de evlenmeyi düşünmemiş. Sebestian'ın aksine Jess son derece sevgi dolu bir kadın... Ve bu ikilinin birleştiği tek bir nokta var ki o da birbirlerine karşı duydukları tutku.

Evlenmelerine kadar geçen süreç oldukça eğlenceliydi. Karakterlerin arasındaki diyaloglar, atışmaları, birbirlerine meydan okumaları... Evlilikten sonrasında ise olaylar bambaşka bir boyut aldı ki bu durum beni rahatsız etmedi, aksine kitaba farkındalık katmıştı. Okumadıysanız okumanızı tavsiye ederim.
Kitap benden 5 üzerinden 4 alır :)

Kiralık Nişanlı-Amanda Quick || Kitap Yorumu

Okuduğum ilk Amanda Quick kitabı, öncelikle belirtmeliyim ki yazarın kalemini beğendim.
Son derece eğlenceli ve nüktedan bir kitaptı.
Historical okumaya ara verdikten sonra peş peşe iki iyi kitaba denk gelmem mucize gibi bir şey oldu. Sen Kimseyi Sevemezsin'i de çok beğenmiştim, bunu da çok beğendim.


St. Merryn Kontu Arthur tipik lordların dışındaydı gerçekten; öyle çok kütük bir karakter değildi :) Son derece zeki ve kontrollü bir adam... Amcasının bir cinayete kurban gitmesinin ardından cinayeti çözmeyi planlıyor. Uygulamaya geçebilmesi için Londra'daki meraklı gözlerin dikkatini başka bir şeye çekmeye planlıyor, bu da nişanını ilan etmekten geçiyor. 
Tuhaflık şuradaki nişanlandığı kadın saygın bir leydi değil, bir refakatçi ajansından kiralanmış Elenora... Elenora da dikkat çekici bir karakterdi.
Pek çok historical yazarının içine düştüğü klişelerden uzak, cinayeti çözmeye odaklanmış bir çifti okuyorsunuz kitap boyunca. 

Okumadıysanız tavsiye ederim. Kitaba 5 üzerinden 4 ü gönül rahatlığıyla veririm :)

Sen Kimseyi Sevemezsin-Karen Hawkins || Kitap Yorumu

Uzun zamandır okuduğum en eğlenceli kitaptı diyebilirim. Aslında historical okumaktan sıkılmış biri olarak beni şaşırttı da denebilir. Belirtmeden edemeyeceğim, yazarla ilk tanışıklığımdı ve kitabı kapatınca başka kitabı var mı acaba diye merak etmeye başladım :)

Önce karakterlerden biraz bahsedeyim: Benim için kitabın vazgeçilmezi elbette Fia oldu... Allah'ım yazar o kadar sevimli bir karakter yaratmış ki, anlatılan kadar güzel olmasaydı da Fia'yı severdim. Kızımız güçlü İskoç Lordlarından Duncan Maclean'ın kuzeni... Tek bir arzusu var o da Londra'ya gidip yazdığı oyunları kraliçe Elizabeth'e okutabilmek. Ve bu amaç uğruna göze almayacağı şey yok. Bu yüzden bir gece kaledeki şamdanları bir çuvala doldurduğu gibi kütüphane penceresinden kaçmaya niyetlenir. Ta ki pencerede bir yabancıyı görüp onu aşağı itene dek... İşte kızımızın Lord Thomas'la tanışıklığı da tam bu an gerçekleşir. Her ne kadar Fia onu hırsız zannetse de Thomas gizli bir görev için oradadır. 

Belirtmeden edemeyeceğim; ikilinin arasında geçen konuşmalar o denli komik, öyle eğlenceli ki kitap nasıl akıyor anlayamıyorsunuz. Bu ikilinin kaçma girişimleri Fia'nın uyuz hayvanlara olan zaafları yüzünden sekteye uğruyor ve kaçınılmaz son yakalanıyorlar. Neyse sizlere çok detay vermeyeyim :) Neticede çiftimiz evlenmeye mecbur bırakılıyor ve beraberce Londra'ya dönüyorlar. Dönüşleri de hiç kolay değil; önlerinde zorlu bir deniz yolculuğu ve aralarında da önlenemez bir çekim var...

Londra'da işler ikisinin de planladığından farklı gelişiyor ve sonuçta mutlu son okuyorsunuz. Detaya inersem okumanıza gerek kalmaz:) Karakterlerden birinden daha bahsetmeden geçemeyeceğim Vikont Robert... Bu adama o kadar çok güldüm ki anlatamam... Umarım yazarın onun hikayesini anlattığı bir kitabı vardır. 
Ve yine aynı şekilde katı Lordumuz Duncan'ın da Ak Cadısıyla başına gelenleri merak etmiyor değilim:)
Yani diyeceğim o ki arkadaşlar, bu kitabı okumadıysanız okuyun, pişman olmazsınız :)
Kitaba 5 üzerinden 4 veririm:)

Bitmiş Aşklar Emanetçisi-İclal Aydın || Kitap Yorumu

Kitabın Yazarı: İclâl Aydın
Yayınevi: Epsilon Yayınları
Kitap Türü:  Dram, Aşk
Yayınlandığı Yıl: 2003
Sayfa Sayısı: 340
ARKA KAPAK
"Sana güzel bir yaz günü gelmiştim. 
Karlı bir sabahta gidiyorum. 
Beş mevsim yaşamışız beraber 
Beş mevsim bir 'iç denizi' karartmaya yetti. 
İşte böyle sevgili... 
Biz artık seninle haritada iki küçük su lekesi... 
Hiçbir nehir kavuşturamaz bizi." 
İclal Aydın çok satan ve büyük bir beğeni 
kazanan kitabı Hayat Güzeldir'den sonra, ikinci kitabı Bitmiş Aşklar Emanetçisi'nde bu kez öyküleriyle sesleniyor okurlarına. Bu öykülerin kahramanları bazen bir şiire, bazen bir köşe yazısına, bazen de yazarın belleğine, yüreğine ya da hayal gücüne konuk oldular. Aşkları, yalnızlıkları, acıları, özlemleri, 
mutluluklarıyla... onları tanıyacaksınız belki. Kendinizi bulacaksınız onlarda... Zaten, Cem, Ayşegül, İclal, fark etmiyor. Hepimizin hayatı bitmiş bir aşktan geçiyor.


İclal Aydın'la tanışıklığım bu kitaba dayanır... Çok beğenerek, satırların altını çizerek okumuştum; tabi kaç yılından bahsediyorum, sanırım yıl 2003'dü. Hatta o kadar çok okudum, o kadar çok tavsiye edip ödünç verdim ki kitabım parça parça olmanın kıyısından döndü çoğu kez. Garip bir sadakat geliştirip ondan sonra çıkardığı neredeyse tüm kitaplarını da okumuşumdur; ama hiçbiri bu kitabın tadını vermemekle birlikte, yazara olan bakışımı da ne yazık ki değiştirmiştir. Bu kitabı bende özel kılan bir şeyler muhakkak vardır da derin bir analize girişecek vaktim yok:)

Yukarıda alıntıladığım, kitabın arka kapağında geçen cümleler ve daha nice cümle geçen on yıla rağmen hala ezberimde tazeliğini korur.
"Hiçbir şey ete çevirmiyordu kömüre dönmüş bir kalbi" diyordu mesela bir hikayenin başında... Nedret'in hikayesiydi sanırım...
Başka birinde "Kimsenin umurunda değildi zaten ...Kırmızı arabanın eksik tekeri gibiydi" diyordu.
Bol bol sonu üç noktalı cümleler, içinize batan kelimelerin ardından verilen uzun molalar vardı satır aralarında. Benim için güzel bir kitaptı en azından. Hani okumak isteyeniniz varsa, tavsiyemdir. Bu kitap benden 5 üzerinden 4 alır nitekim :)

AŞK ÜZERİNE SERZENİŞLER--I

Aşk... Şimdi diyebilirsiniz ki 'Bir sen konuşmamıştın aşk üzerine, aman eksik kalma', derseniz de hakkınızdır, ne diyeyim; lakin dayanamadım işte, benim de var bu üç harfli muammayla ilgili söyleyeceklerim. Üstelik beni tanıyanlar bilirler, benim aşk üzerine konuşmam da ayrı ironidir; çünkü bilmiş bilmiş aşka inanmadığımı söyler dururum. İşin aslı şu ki; sözü edilen kitaplarda okuduğumuz, ütopik boyutsa evet aşk var; ama gerçek hayatta aşk dediğimiz kandırmacadan ibaret. İstisnalar yok mudur, elbet vardır; hatta benim tanıdığım birkaç şanslı insan da var... Yine de eğri oturup doğru konuşmak lazım, aşk bir gerçeklikten çok, ütopya... Aşık ol da görürüz seni de dediğinizi duyar gibiyim, varın deyin :) Bu konuda tartışmak isteyenlerin yorumlarını beklerim, benim söyleyeceklerim daha başka.



Yine oturmuş bir şeyler dinlerken takıldım kaldım bir şarkıya... Buyrun siz de dinleyin:
Sezen'in söz yazmadaki ustalığı zaten benim tartışabileceğim bir konu değil; nitekim Meral Okay'ın da öyle... Meral Hanım, gördüğüm nadir çok yönlü insanlardan biri. Allah rahmet eylesin hep tuhaf bir sempati beslemişimdir kendisine. Bu şarkıyı da defalarca defalarca dinleyince bir ara okuduğum bir röportaj geldi hatırıma. Aşk üzerine o kadar güzel, o kadar yerinde tespitleri vardı ki o röportajda, okuyanınız, hatırlayanınız var mı bilmem. 'Aşk bir sızma halidir!' diyordu orada, 'Aşk kendinden vazgeçme halidir, kendi benliğini ezmeden 'biz' olabilme hâlidir'...

Bizden önceki kuşağın aşka inancı daha çoktu demek ki, belki de bundandır eski aşklara duyulan özlem. Bizim kuşağın bir yerlerde kaçırdığı bir şeyler olmalı; yoksa nasıl açıklanır bu aşksızlık, sevgisizlik hali, bu yüzeysel, almaya dayalı ilişkilerin mantalitesi...
Belki de kendimizden vazgeçecek kadar güvenemediğimizden kimseye aşık da olamıyoruzdur kim bilir?

Sonra da sığınıp kitaplara, şiirlere; kendimizi teselli ediyoruzdur... Bir yerde kaçırdığımız bir şeyler var, da ben koyamıyorum bir türlü adını... Bu tespiti yapabilen var mı aranızda?




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI