Maraz- Hande Altaylı || Kitap Yorumu


Kitabın Yazarı: Hande Altaylı
Yayınevi: Remzi Kitapevi
Kitap Türü:  Dram, Aşk
Yayınlandığı Yıl: 2009
Sayfa Sayısı: 200
ARKA KAPAK
Bazen hayatın sigortası atar; ışıklar söner ve her yer karanlığa gömülür. Sesler seslere, nefesler nefeslere karışır; doğrular yalana bulanır.
Gözbebekleri büyür, gözbebekleri küçülür...
Maraz, hiç beklemediği bir anda kendi karanlığında kalan genç bir kadının, Aslı'nın hikâyesi. Aniden tuzla buz olan bir evlilik ve sonrasında büyük bir hızla tersine dönmeye başlayan dünya...
"... Çocukken dünya kocaman bir oyun bahçesiydi ve senindi. Bilinmezdi, heyecanlıydı ve hayal kurabildiğin ölçüde sana aitti. Geleceği bilmiyordun ama onu gönlünce şekillendirebileceğine inancın vardı. Her şey ama her şey bir ihtimaldi. Dünyayı güzel kılan da, işte o ihtimallerdi. 
"Yaşlanmak ise ihtimallerin azalmasıydı. 
Sahip olamayacağını bilerek bakmaktı etrafa, geçmiş olsun demekti. Asla o kitaptaki adam ya da kadın olamazdın artık. 'Sınırlı mutluluklar dönemine hoş geldiniz' yazan görünmez bir tabelanın altından geçerdin!"


Kitabı kapatalı on beş dakika falan oldu sanırım... Bir kez daha emin oldum ki ben yazarın kalemini seviyorum.
Aşka Şeytan Karışır'la başlayan serüveni bu kitapla devam ediyor yazarın ve bence ilk romanına göre daha profesyonel olmuş Maraz...

Yine pek çok konuyu ele almış yazarımız; evlilik, ilişkiler, arkadaşlıklar, aile olmak, kardeş olmak, sevgili olmak...
Cenazeyle başlıyor kitap; yazarın ölüme yaklaşımı ilginç gerçekten de, okunası ve irdelenesi... Cenk, Aslı'nın ilk erkek arkadaşı... Zamansız bir ölümle birlikte ölüm denen şeyi sorguluyor karakterimiz, ya kocamı kaybedersem korkusu çöreklenip oturuyor yüreğine. O gün iş gezisinde olan Ali'si düşüyor zihnine... 
Hayat bu ya hiç de tahmin etmediği bir anda aklının ucuna bile gelmeyen bir gerçek sızıveriyor hayatına, üstelik telefonla; Ali'si Aslı'sını aldatıyor!
Bir kadın neden kocasının sevişmesini telefonda dinler diye sorgulamadan edemedim o satırları okurken... İnsan zihninin nerde ne tepki vereceği pek kestirilebilir değil sanırım. Aslı telefonu kapatmadan kocasını dinledi... Aklına binlerce düşünce birden üşüşüp durdu. 

Hande Altaylı'nın sıklıkla uyguladığı bir teknik aslında, karakterin aklı karışıp olayları ve durumları sorgulaması okuyucuyu da o sorgulamayı yapmak zorunda bırakıyor. Aslı'yla beraber oturup ilişkiler üzerine derin bir muhasebeye girişiyorsunuz.
Aşk dediğimiz şey kendi kafamızda oluşturduğumuz kişilere duyduğumuz büyü... Karşımızdakinin kafamızdakiyle çelişkiye düştüğü an aşk da uçup gidiyor, hiç olmamışcasına...

Tam da o günler de davetsiz bir misafiri var Aslı'nın, kardeşi Zeyno... Kendi halinde, içine kapanık, asosyal kardeşimizin aniden hayatında belirmesi, peşinde sürüklediği melankoli ve depresyon pek çok soruyu da beraberinde getiriyor. Bir kez daha aile olmak üzerine gerçekçi saptamaları var yazarın... Aslında ailemizi ne az tanıdığımız anımsatıyor bizlere.     Aslında en yakınlarımız olmaları beklenen kişilerin bizlere en uzak kişiler oluşunu sorgulatıyor. Ona hak vermeden edemedim doğrusu... Anneni, babanı, kardeşini... her kimse işte ailenden saydığın o kişi, onu sadece sevmen yetmiyor... Çoğu kez gördüğümüzden başkası oluyor o kişi, çok daha derin, çok daha başka acıları olan, çok daha başka biri...

Boşanmanın sancılarını da değinmeden edememiş tabi yazarımız... En medeni insanların bile boşanırken ne hale geldiğini başarıyla aktarmış... Boşanmak cidden sancılı bir süreç, eşinizle birlikte anılarınızı, yaşanmışlıklarınızı, geleceğe dair planlarınızı, yeri geliyor çocuklarınızı da boşuyorsunuz... Neyse bu baya derin bir mevzu, buraya fazla dalmayayım:)

Tüm bu karmaşanın ortasında beliren bir de İzzet'imiz var... Aslı'dan 6 yaş küçük, alt kat komşunun yakışıklı torunu. Planlanmadan, aniden hayatına dahil oluveren genç bir adam... Ve kitabın belki de en acımasız sürprizi Aslı'nın Zeyno'yu tavanda asılı bulduğu o satırlar... Bu acıyı daha başarılı, daha dramatik anlatamaz mıymış, anlatabilirmiş sanırım; ama yapmamış yazar. Kaybedilen bir kardeşin acısı ne kadar yansıtılabilir satırlara, bunda ne kadar başarılı olunabilir... Hayatından vazgeçen gencecik bir kadının ardında bıraktığı o yıkımı okuyorsunuz birkaç sayfa. İntiharla gelen ölümün ne büyük bir enkaz bıraktığını bilmemden sanırım etkilendim o satırlardan... Kitapta belki de en çok Zeyno'ya üzüldüm... Onun o yalnızlığı, kabuğuna çekilmişliği tanıdık geldi bir yerlerden...

Velhasıl-ı kelam daha çok konuşurum aslında da okumak isterseniz size de keşfedecek birşeyler kalsın:) Küçücük bir alıntı yapmak isterim yine de size kitaptan:

<<< Geçmiş geçmemiş, gelecek gelmemiş ama dünya yeniden kurulmuştu. Eski ruhlar, eski acılarını da alıp yeni mekanlara taşınmıştı >>> (syf 196)

<<< Yine de tüm bu doğal akışın içinde bile Aslı, bazen kendini diğerlerinden ayıran hattı açıkça görebiliyordu; ancak başına büyük bir felaket gelenlerin bildiği o incecik çizgi, tam onunla başkaları arasında duruyordu >>> (syf 197)

<<< O benim tüm kalbimi dolduruyordu ve beni deli gibi mutlu ediyordu ama belki onun içinde eksik kalan bir şeyler vardı. Kimbilir belki ben şans eseri ya da şanssızlık, doğru insanı bulmuştum ama onun için doğru insan değildim. Yani sorun doğru insanı bulabilmek değil, aynı zamanda onun içinde doğru insan olabilmekti >>>

<<< Ben çok kavga edilen bir ailede büyüdüm. Güven ve sevginin olmadığı bir yerde… Öyle üzgün üzgün bakma bana bunun iyi bir tarafı da var nasıl biri olmak istemediğini öğrenebiliyorsun >>>

<<< Var olan şeyler aynı kalsa da, senin gördüğün başkalaşabiliyor >>>

Kitaba puanım 8... 
Keyifli okumalar :)



Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
BLOG DESIGN BY BİR OTAKUNUN DÜNYASI